Uzun süredir kurumsallaşma ve futbol şubesinin yeniden yapılanması gerektiği fikrini savunuyorum. Gerçi birçok arkadaşımız benden farklı düşünmüyor.

Bu seneki hoca seçiminin zamanlama olarak bu yapılanma için bir milat olacağını düşündüğümden; Scolari, Rijkaard ve Daum gibi isimlere hiçbir zaman sıcak bakmadım.
Çünkü bu isimlerin backgroundların da çalıştıkları kulüplere bu tarz özellikler kazandırmışlıkları yok.


Bizim yapısal yaşadığımız bu sorun aslında günümüzde yönetimin ve çalışan teknik direktörlerin en büyük sıkıntısı. Gerek kulübün medya ile ilişkileri gerekse taraftar ile olan iletişimi de düzensiz yapılaşmadan kaynaklanıyor. Birçok arkadaşımız Aziz Yıldırım varken bu tarz değişimlerin yaşanmayacağını savunuyorlar bence de çok haksız değillerdi bu yüzdende gelecek Teknik direktör ün bir Derwall veya Gordon Milne gibi bu tarz değişimleri kendi imkânlarıyla ve çalışma prensipleriyle oturtması gerektiğini savunuyordum.

Biliyorum ki bu tarz bir düşünce yönetim dede vardı bu yüzden özellikle bahsedilen tarza uygun hocalar ile ilgili çeşitli çalışmalar yaptılar ama gerek maddiyat gerekse bu isimlerin Türkiye’yi tercih etmemesi yüzünden bu isteklerini gerçekleştiremediler.

Özellikle Ali Koç, İlhan Ekşioğlu, Abdullah Kığılı gibi kurumsal yapılarda çalışmış insanların şahsım adına vizyonlarının bu kadar dar olamayacağına inanıyordum, benim için Daum tercihi özellikle yönetimin seçim sürecinde kongre üyelerinden destek isterken ortaya koydukları söylemlerle hiç örtüşmüyordu bu nedenle Daum olayı dillendiğinde kendi adıma 3 senede şampiyon olsak ben bir daha başkana oy vermem dedim. Bu düşüncemi de söyleyebileceğim kişilere ilettim.

Benim neden Daum soruma verilen cevap bu sene mutlaka sportif başarı gerekli yoksa düşündüklerimizi yapma şansımız hiç olmayacak şeklindeydi.

Gene kongre zamanı bahsedilen yeniden yapılanmayla ilgili asıl benim takıldığım kısımla ilgili soruyu tabii ki sordum. Bu konuda da aslında dışarıdan değerlendirmelerimin yanlış olduğuna emin oldum.

Öncelikle Aykut Kocaman ile ilgimiz yeni veya Tesadüfî değil Duamdan önce konuşulan Td içinde kendisine yardımcı hocalık teklifi iletilmişti ancak kendisi bence de haklı nedenlerle kabul etmemişti prensip olarak. Burada Aykut a 2. adamlık teklif edilme nedeni yukarda saydığım işlerin Td ün yapacağının hesaplanmasıydı ama gelişen süreçte birçok yapılanmayı yönetim yapmak zorunda kalacağından Aykut hoca farklı bir görev tanımlamasıyla belki Kulübümüzde ilk defa sportif direktörlüğe getirilecek.

Sportif Direktörlükten çıkarılan anlam klasik Td ü seç filan değil, Aykut kendi tespit edeceği Fenerbahçeli kimliğe sahip bir ekip kuracak. Burada ekibin görevi basın sözcülüğü, alt yapıların organizasyonu, yerli futbolcuların takibi istatistiklerinin tutulması, samandıranın yeniden organizasyonu, genç oyuncular, kurulmuş olan scout sisteminin genişletilip daha aktif kullanılması vb. birçok görevi yerine getirecekler.

Aslında bu sayede Başkanın ve Yönetim kurulunun üstünden ciddi bir yükü kaldırmış olacak bu ekip.


Aykut la birlikte düşünülen bir başka isim Rıdvan dilmen şu anda bu yapı içerisinde yer almasa da bence ilerleyen süreçte farklı görev tanımlamalarıyla gene kulübe ciddi katkı yapacak. Kendisinin İngilizce öğrenmek ve spor yöneticiliği ile ilgili kurslara katılmak için bir süredir İngiltere’ye gittiğini biliyoruz hatta bu işin arkasında Başkanın olduğu da söyleniyor.

Aykut’un ne Daum un üstünde nede altında olması planlanmış, direkt başkana bağlı şekilde çalışmalarını yürütecek en azından şu geçiş dönemlerinde yapı oturana kadar kendilerine bir yöneticimiz ve başkan yardımcı olacak.

Aykut düşüncelerini ve planlarını başkanla paylaşacak burada yaptırım gücü Aykut değil başkan zaten tekrar sahaya iniyorum derken de buna vurgu yapıyordu bence.

Daum futbol takımının başarısından sorumlu olacak tek işi futbol takımı başka derdi tasası olmayacak, Aykut ve ekibi geri kalan tüm iletişim, alt yapı vb. işleri yürütecek bunların üstünde de Başkan yaptırım gücü olacak.

Belki bu sene en basit noktada olacak bir çok şey oturması zaman alacak ama gene benim yönetimi suçladığım 11 senede bu camiadan 1 td veya 1 menajer yetiştirememek başarısızlıktır söylemime nazire edercesine ileriki yıllara yatırım yapılacağı da garanti.

Aykut doğru isim midir? illaki çok konuşulacaktır ancak bu kulübe yabancı bir CEO veya Genel menajer getirmek yerine hakiki Fenerbahçelilerin yetiştirilmesi bir çok şeyin daha kalıcı ve sürdürülebilir olmasını sağlayacaktır.

Geç kalınmış bir başlangıç gibi görülse de yönetim bence en doğru kararı vermiştir. Kendilerinin taşın altına ellerini koymaları Aykut ve diğer katılacak isimleri de cesaretlendirmiştir. Bu seneden sonra ben çok daha umutlu olarak ileri yıllara bakabiliyorum.

Daum un gelmesi kısa sürede başarı için gerekliydi, çünkü Cl ye katılamayan halka açık bir yapının ekonomisinin güçlü olması bu senede gördük ki çok mümkün değil bu nedenle yapılanma ile birlikte başarıda olmaz ise olmazlardan bu nedenle de sportif anlamda başarı için Daum doğru isimdir.


Basın ile ilişkiler için futboldan gelen bir fenerbahçelinin olması gerek taraftar gerekse basın için çok daha iyi olacaktır , bu tarz bir yapı hem Td ün hemde yönetimin üstünden ciddi bir baskıyı kaldıracaktır.


Devamı...>>

Ellemeyin Bizi

Gönderen LacivertSari | 23:41 | , , , , , | 0 yorum »

Gıcık adamın tekiyimdir, fazla oyuncu beğenmem.. Bakmayın burada koruduğuma, kendi kendime acayip saydırırım..

Saha içi hakkında babamın oğlu olsa affım yoktur.. O forma namustur benim için.. Onurdur, gururdur.. bayraktır, sancaktır..

78 yılının sıcak bir haziran gününde dünyaya geldiğimden beri çok az futbolcu sahada sanki ben oynarmış gibi haz uyandırmıştır bende..

İlki Nezihi idi.. ah ulen ah, Ferdinand az çekmedi senden.. Adam belki daha fazla kalabilirdi ondan kaçtı İngiltere'ye geriye iyi mi.. Abartılı forma öpmeleri, tribüne hani abartılı oynaması göze batıyordu ama yakışıyordu koçuma..

Hakan Tecimer'i de çok severdim herkesin Rıdvan-Oğuz-Aykut dediği zamanlarda bence başka bir yetenekti.. Ama sadece yetenek.. O kadar.. Anmak istedim..

Nezihi den sonra boşluk oldu bende.. bir ara Novak geldi, o da iyiydi, ama aradığım adam değildi..

Sonra Danimarka'nın buz gibi havasının ardından sarı saçlı, renkli gözlü insanlarının arasından kara bir adam çıktı.. Ama yüreği pırıl pırıl, bembeyaz.. Cesareti ve azmi yaktı yıktı beni.. Taa içimde hissettim Uche, nam-ı değer Deniz Uygar'ı.. Senelerce idolüm oldu, sahadaki beni yansıttı..

Sonra kader kısmet derler ya, ayağı kırılıverdi.. Ama aramızdan biri oldu çıktı..

Bu arada Kemalettin diye bir adam da onunla aynı zamanda oynadı.. Kimine göre komünist, bilmem neymiş, banane kardeşim ! adam değilmiş, öyleymiş böyleymiş, banane ! yine ben vardım sahada.. Koçlar gibi, aslanlar gibi mücadele ettim Kemo yla.. Koçum benim..

Sonra boşluğa düştüm yine..

Çok kişi geldi gitti..

Moldovan geldi sonra.. O da içimi tittretti.. Yırtıyordu kendini sahada.. iİini de yapıyordu.. Mücadelesi, hırsı, azmi.. İşte aradığım adamı tekrar buldum dedim.. Tadı damağımda kaldı.. Gidiverdi sessiz sedasız..

Sonra gamsız ama ihtiyaç duyduğunda mücadelesi ile değil, kadife bilekleriyle biri daha geldi.. Rap Rap Rapaiç dedik ona.. Rap Rap diye yeri göğü inlettik.. Ah o ne goldü.. Nasıl goldü o Antep maçındaki.. Şampiyonluğu aldı elleriyle getirdi bize.. Çok içerdi, sigara desen günde 2 paket.. Ama ihtiyaç duyduğunda sahada işini allahına kadar yapardı.. O da sessiz gitti.. Revivo paraya tav olup GS ye giderken o teklif edilen milyon dolarlara " ben bu taraftara bunu yapamam " diye elinin tersini gösterdi.. 3-5 e oynadı ama bize bu acıyı yaşatmadı.. ah ve rap rap..

Sonra yine bir boşluk oldu..

Cılız, bembeyaz tenli, hafif dalgalı saçlarıyla al yanaklı bir çocuk geldi sakaryanın içinden.. Şanlı Tuncay 'dı o.. sahadaki ben.. yine döndüm.. 5 sene mutlu etti beni, içimin yağları da hiç birikmedi.. hep eridi, eritti.. bir de adam gibi, şanlı gitseydi ya.. yakışmadı.. üzdü hepimizi..

Birde onun yanında Fabio geldi iyi mi, ondan beter.. Brezilyadaki Kızıltoprak semtinde doğmuş.. Hasta mı hasta Fenerli hemde.. Tamam çok iyi defans oyuncu değildi belki, bende çok kızmışımdır bazen ama sahada sonuna kadar mücadelesini gösterdi.. Tuncay ile beraber iki tane ben olduk, allah allah.. Ama birgün sakatlanıverdi.. ağlaya ağlaya, ağlata ağlata gitti.. Bizden de birşeyler götürdü giderken..

Sonra o geldi.. taze ben ! yine yaktı beni, yıktı beni.. bazen hakeme isyan ederken benim yerime isyan etti.. bazen benim yerime GS'ye taktı.. bazen benim yerime kaşlarını çattı.. üç senedir hep ben vardım.. her zaman ben vardım orada..

Şimdi yine beni oradan alıyorlar.. almaya çalışıyorlar.. yapma lugano, etme lugano.. beni oradan çıkarma.. beni o sahadan dışarıya atma.. benim kalbimi yerinden oynatma.. bırak ben orada kalayım.. elleme beni..

Ellemeyin bizi..

Bırakın beni orada kalayım...

Erdal Vahid


Devamı...>>

Futbol konuşurken hep rakamlardan ve sistemlerden bahseder olduğumuzdan asıl sorunlarımızı göz ardı eder olduk.

Şu anda hocamızı, yabancı oyuncularımızı, futbol şubemizi her şeyi tartışıp birçok fikre babalık yapıyoruz birçok noktada herkes kendince haklı ama verilen cevapların çoğunda bunları yönetim görmüyor mu veya bunları onların görmediğini mi zannediyorsunuz şeklinde oluyor. Kimse sorunun temeline değinmiyor.

Aziz Yıldırım yaptıklarıyla yapmadıklarıyla çok çeşitli kesimlerce tartışılıyor ortak payda özellikle kurumsallaşmadaki başarısı ve futbol şubesindeki başarısızlığı. Aslında başarı ve başarısızlığı sonuca göre değerlendirmenin kısırlaştırdığı bir dönemde bu durumu yaşıyoruz. Ben kendi açımdan Aziz Yıldırımın farklı bir yönünü eleştireceğim.

Geçmişten günümüze gelen yönetimsel süreçte çok başarılı veya başarısız birçok başkanımız yöneticimiz oldu hepsinin ortak paydası kalıcı yönetimsel değişiklikleri yapamamalarıydı. Her sonraki yönetimin gelişi bir kargaşadan çıkış olaraktı bu yönetimsel yapının karmaşıklığı ister istemez düzensizliği beraberinde getirip klubün her yapısında kalıcı ve geçici dönemsel başarılara neden oldu.

Aziz Yıldırım başkanlığı sürecinin başından itibaren şeklen birçok düzensizliği kalıcı şekilde değiştirip kurumsal yapıyı organize etmeye çalıştı, birçoğunda gayet başarılı olup kendi içerisinde milat denilebilecek çok işe imza attı. Bunun en önemli etkeni kendi sininde profesyonel yönetici olması ve profesyonel şekilde organizasyonu yönetebilmesiydi.

Ancak yapısal birçok değişikliğe rağmen Real Madrid, Manchester United tarzı klupsel organizasyonların oluşturulması için gerekli temel kuralı başkan atlamıştır. Bu kluplerin yapılarına dikkat edersek hep bir gelenekselcilik, bir kültür ve kendi kimlikleri olduklarını görürüz.

Bu kluplerin seviyesine gelmek için başkanın ekonomik ve yapısal alanda yaptığı tüm çalışmalar başarılıda olmuş olsa kalıcı ve sürekli başarının temel anahtarı bu gelenekselciliği yani Fenerbahçe futbol kültürünü oluşturmasından geçmektedir. Şu aşamada ki en önemli eksiğimiz bu içsel yapının oluşturulmamasıdır. Sürekli başarısızlıklar kalıcı çözümlerle değil pansuman yapılarak geçiştirilmeye çalışılmış ve neticesinde tabloya bakıldığında seneler içerisinde ciddi uçurumlar olmuştur.

Şimdi ki süreçte Aregones gönderilip yerine başka bir isim tercih edilebilir ancak gelecek her bu tarz hoca çok çok üst seviyede isimde olsa geçmişten gelen süreç içindekilerden çok farklı olmayacaktır. Bu nedenle her 2-3 senelik periyotlarda isimler tamamen değişse bile bizler benzer tartışmaları yapmaya devam edeceğiz.

İçerisinde bulunduğumuz süreç içinde ilk etapta klüp özüne dönerek yani siyasette sıkça kullanılan sinei millet benzeri bir uygulama ile kendi içerisindekilerle ve kendi yetiştirdikleriyle Fenerbahçeli kimliğini cebinde taşıyan insanlarla bir yapı sistem kurabilirse, sonraki süreçlerde zamanla bu Fenerbahçe kültürü dediğimiz kendine öz bir kültürü yaratmanın ilk adımı atmış olur. Burada kişileri tartışmaktan ziyade, kişilerden oluşturulacak sistemi tartışmak önemli. Bu sistemde klüp içerisinde var olan kişilerin camiaya karşı ekstra bir sorumluluk alması sağlanacağı için olayı profesyonellik dışında değerlendirmek mümkün olacaktır.

Bu sürecin başlaması için başkanın önünde çok çok önemli bir dönem var, klubümüz için öze dönerek Fenerbahçe kültürüne sahip yapı oluşturmanın ve Manchester United gibi kendine ait bir yapısı olması için önemli bir dönem.

Ama ısrarla yönetimimizde,taraftarımızda başarıyı kişilere endekslemeye devam ediyoruz.Kimine göre Alex vazgeçilmez kimine göre Lugano vazgeçilmez kimine görede hala daha Aurelio sorun burada ben daha hiç bir futbol kültürüne sahip takımın taraftarından şu futbolcu gitmesin dendiğini duymadım , nedeni çünkü onlar için tek önemli olan sembol isimler kendi içlerinden yetişmiş ve o klubün kimliğini cebinde taşıyorsa tepkileri var onun haricindeki futbolcular için bu tarz yorumlar yapılmıyor nedeni çok basit çünkü kişiler önemli değil yapı ve sistem önemli.

Başkanın diğer yaptıklarının vücut bulmasının yegâne yolu karşımızda.

Bu kültürü yaratmadığımız sürece geçmiş süreçteki gibi iniş çıkış grafiği dönemsel devam edecektir 50 senedir yaşanan kısır tartışmalarda tartışma platformlarının ana konusu olacaktır.

bitlikral-Alper


Devamı...>>





Forumumuzun değerli üyelerinden FENERANT çok dikkat çekici bir konuyu araştırıp güzel bir değerlendirme kaleme almıştır.Üyemizin derlediği bu yazıyı noktasınna virgülüne dokunmadan siz okuyucularımıza sunuyoruz.

Bu sene sonunda süper lig yayın ihalesi yapılacaktır. Yayın ihalesi öncesi bazı gerçekleri ve istatistiki rakamları tartışmamız gerekir.

1995 yılına kadar her klüp kendi maçlarını kendisi pazarlar iken Havuz sistemi oluşturuldu. Havuza girip girmeme konusunda yönetimimizce bir çok mücadele yapıldı. Sonunda bir yayın havuzu oluşturuldu. TFF de son 11 yıldır TSL yayınlarını Pazarlıyor ve kendi belirlediği kriterlere göre klüplere pay ödüyor. Fenerbahçe olarak yayın havuzuna zoraki de olsa girmek mecburiyetinde kaldık; Son 11 yıllık verilere göre bu havuzdan kazançlı mıyız? Boğulmakta mıyız? yoksa boğdurulmakta mıyız ? bunu irdelememiz gerekir.

Fenerbahçe’nin geçen seneki yıllık geliri 111,3 Milyon Euro, TSL yayın geliri ise 9,4 Milyon Euro olarak gerçekleşmiş olup yayın gelirlerinin toplam gelir içindeki payı % 8,5 dur. 1998 yılında yayın gelirimiz, toplam gelirin % 80 idir. Başkanımızın Mart ayı başındaki açıklamasına göre; yayın geliri 14 Milyon Dolar yani 10,8 Milyon Euro’dur. Aradaki farklılığının son aylarda ki kurlardaki oynamadan kaynaklandığını söyleyebiliriz.

2001-2004 İhale dönemi:

2001 yılında Dolar bazında 3,5 yıllık olarak yapılan yayın ihalesini; yıllık 175 Milyon Dolara ( 118 Milyon TL ) Digitürk kazanmıştır. Ancak; Şubat 2001 krizi gerekçe gösterilerek kur sabitlemesi yapmıştır. Bu dönemde ihale bedeli olarak toplam 610 Milyon Dolar ödenmesi gerekirken; yıllık 86, toplam da ise 300 Milyon Dolar ödeme olmuştur. Bu dönemde Fenerbahçe’nin yıllık yayın geliri ise 11,4 Milyon Dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu dönemde klüpler; yıllık 89, 3,5 yıllık toplamda 310; Fenerbahçe ise; yıllık 11,8 , 3,5 yıllık toplam da ise 41 Milyon Dolar zarar etmiştir.

2004-2008 İhale Dönemi:

2004 yılında rekabet ortamı olmadan 4 yıllık olarak yapılan yeni ihaleyi de Digitürk Yıllık 136 Milyon TL ve TÜFE artışı ile kazanmıştır.Bu dönemde ; yayın geliri; 2004-2005 da 136 Milyon TL den 2007-2008 de 198 Milyon TL ye ulaşmıştır. Bu sezon da ise 210 Milyon TL olacağını yayıncı kuruluş açıklamıştır. Fenerbahçe; son 4 yılda kupa yayın gelirleri ( Ortalama 1,5-2 Milyon Dolar ) de dahil olmak üzere yılda ortalama 14-15 Milyon Dolar yayın geliri elde etmiştir. 2001 yılındaki ihale rakamlarına göre yılda ortalama 23 Milyon Dolar kazanmamız gerekmesine rağmen bu 8 yıllık süreçte yıllık yayın geliri ortalamamız 13,5 Milyon Dolar civarında gerçekleşmiştir.

Fenerbahçe olarak; 2004-2005 sezonundaki yayın gelirimiz 17,5 Milyon TL den 2007-2008 sezonu sonunda % 8 lik artışla 198 Milyon TL’ye ulaşmıştır. Son 4 yılda; Tüfe artış oranı % 41; Dolar kuru artış oranı % 7; TSL nin toplam yayın geliri artış oranı ise TL bazında % 46 olmuştur.

Yani yayın ihalesi TL bazında yapılmasına rağmen; yayın gelirimiz TL bazında sadece % 8 oranında artmış, bu artış oranı , Yayın gelirinin TL bazında artış oranından 32 puan ; Tüfe artış oranından ise 38 puan eksik gerçekleşmiştir. Açıkçası TL bazında % 32-38 oranında daha eksik gelir kazanmışız.

İhale ve ihale artışları TL bazında olmuş, ancak bizim gelir artışımız; yıllardır yerinde sayan dolar kuru artış oranında TL olarak olmuş. Üstelik bu dönemde biz başarılı 4 sezon geçirmiş, 2 şampiyonluk ve 2de 2.ncilik kazanmışız. Bu dönemdeki yayın geliri kaybımız; yıllık 2 Milyon TL, Toplam da ise 8 Milyon Dolar olmuştur. Bu zarar; yeni ihaleye kadar 12 Milyon Dolar’a ulaşacaktır.

Ulusoy’un taraf ve müdahil olamayacağı ilk yayın ihalesi yapılacaktır.


Bu güne kadar yapılan TSL yayın ihaleleri hep Ulusoy döneminde yapılmış ve klüplerin fikri bile alınmadan uzatılmıştır. Yayın gelirlerin paylaşımı da Ulusoy tarafından yapılmıştır. Bıçakçı ve Özgöner yönetimleri; sadece gelir paylaşımı konusunda bazı ufak tefek düzenlemeler yapılmıştır.

Ulusoy döneminde yapılan yayın ihalelerinden ez fazla zararı Fenerbahçe görmüştür. Son 9 yıldaki yayın geliri kaybımız en az 44-47 Milyon Dolar’dır.

2001-2004 ihale döneminde; ihale dolar üzerinden yapılmasına rağmen; dövizin değer kazandığı bu dönemde, dolar kuru piyasa fiyatın altında sabitlenerek TL bazında yayın geliri ödemesi yapılmış, 2004-2008 ihale döneminde ise, ihale TL bazında yapılmasına rağmen, doların sabit kaldığı bu dönemde yayın geliri artışımız dolar kuru artış oranında ancak TL olarak yapılmıştır.

İlk ihale dönemde 32-35 Milyon Dolar, İkinci ihale döneminde ise 12 Milyon Dolar olmak üzere son 9 yılda en az 44-47 Milyon dolar zarara uğramışız.Yayın ihaleleri; normal rekabet şartları altında ve maksimum katılımcı ile yapılmamıştır. 2004 yılında 4 yıllık olarak yapılan en son sözleşme, Ulusoy yönetimince; yayıncı kuruluşun lehine olarak ihale yapılmadan ve kimseye danışılmadan 2 yıl uzatılmasından en büyük zararı da klüpler görmektedir.

Fenerbahçe SK ; Fenerbahçe Sportif A.Ş yi borsaya açarken; 2009 yılına kadar 114 Milyon Dolar TSL yayın geliri elde edeceğini açıklamıştı. Rekabet ortamı hazırlanmadan yapılan yayın ihalesi ve ne amaca hizmet ettiği bile bilinmeyen sözleşme uzatılması sonucunda ; Fenerbahçe son 5 yıllık sürede ise yaklaşık 70 Milyon dolar civarında yayın geliri kazanabilmiştir. Hedeflenen gelir ile tahakkuk eden gelirimiz arasında 44 Milyon Dolarlık bir fark oluşmuştur. Bu farkın 12 Milyon Dolar’ı son 4 yıldaki yayın gelir artışımızın toplam yayın gelirlerindeki artış kadar olmamasından kaynaklanmıştır.Yayın ihalesinde rekabet şartların oluşmaması, İhale bedeli artırılmadan ihale süresinin 2 yıl uzatılması nedenleriyle; Fenerbahçe’nin TSL yayın gelirinden almayı hedeflediği rakamla, aldığı rakam arasında 32 Milyon Dolarlık ciddi bir sapma meydana gelmiştir.

Benzer gelir kaybını ( Toplam yayın geliri artışı oranında gelir kazanmamayı ) Galatasaray da yaşamıştır. Ama Galatasaray, bu kaybın bir kısmını 3,5 Milyon Dolar ödülü olan kupayı alarak kısmen giderdi. Peki ne oldu derseniz. Yeni dağıtım kriterleri nedeniyle Anadolu klüplerinin yayın gelirlerinin ciddi oranlarda arttırılması ile eski dağıtım kriterleri nedeniyle yayın gelirlerin de azalma olan Beşiktaş, Trabzon, Ankaragücü, G.Birliği ve Denizli’nin yayın gelirlerindeki azalmanın, TFF tarafından karşılanacağının taahhüt edilmesidir.

Fenerbahçe son 5 yılda 4 kez katıldığı CL de yayınlanan 26 maçından 51 Milyon Euro (65 Milyon Dolar) kazanırken, 200 ün üzerinde maçı yayınlanan Türkiye Süper Lig ve Kupa maç yayınlarından aynı rakamlar da yayın gelir kazanmıştır

Avrupa ülkelerdeki yayın gelirleri TSL yayın gelirlerinin 8- 15 katıdır. Hatta; Bazı Avrupa takımların yayın gelirleri bile, TSL toplam yayın gelirlerinin 1,5 katından fazladır. Fenerbahçe’nin TSL den kazandığı yıllık yayın geliri ise 9-10 Milyon Euro arasındadır.

TSL nin bu sezonki toplam yayın gelirinin yaklaşık 210 Milyon TL ( 95 Milyon Euro ) dır. Ülke olarak mukayese yerine takım olarak mukayese yaparsak fark çok bariz olarak görülür. Örnek vermek gerekirse, R.Madrid; 7 yıllık yapılan sözleşme ile yıllık 157 Milyon Euro; Barcelona da yayın haklarını yıllık 143 Milyon , 7 yıllık ise 1 Milyar Euro’ya satmıştır. İtalya da ; Juventus 106 , Milan 96, İnter 81 Milyon Euro; Almanya da B.Münih 50, Hamburg ve Schalke 30 Milyon Euro; Fransa’da O.Lyon ve O. Marsilya ise 48 Milyon Euro yayın geliri kazanıyor. İngiltere deki takımlar bile en az 50 Milyon Euro gelir kazanmaktadır. Süper Ligin Toplam yayın gelirlerin 95 Milyon Euro olması ve bu rakamın Real Madrid; Barcelona, Juventus ve Milan’ın ulusal yayın gelirlerinden bile az olmasını anlamak ve kabul etmek mümkün değildir.

Klüp bütçelerindeki yayın gelirlerinin, toplam gelirlere olan payı açısından hem Türkiye’de hem de Avrupa ‘da en az oranda yayın geliri kazanan tek takım Fenerbahçe’dir.

Fenerbahçe’nin ulusal maç yayın geliri ise bütçesinin sadece ve sadece % 10 dur. Fransa, İspanya ve İtalya’da yayın gelirleri kulüp bütçelerinin yüzde 50’sinden, Ticari gelirlerin yüksek olduğu İngiltere’de bu oran yüzde 45 den, Türkiye’de Gs, Bjk ve Ts da bu oran yüzde 30 dan fazladır. Bazı Anadolu kulüplerinde ise gelirlerinin neredeyse yüzde 70-80 ’ini buradan sağlıyor.

Son 4 yılda Süper Lig toplam yayın geliri TL bazında % 46 oranında artmış, ancak Fenerbahçe’nin yayın gelirleri ise sadece % 8 oranında artmıştır.

Son 5 yılda toplam yayın gelirleri % 46 oranında artmasına ve 135 Milyon TL den 198 Milyon TL ye çıkmasına rağmen Fenerbahçe’nin yayın gelirleri bu oranda artmamıştır. 2004-2005 sezonunda 17,5 Milyon TL olan yayın gelirimiz geçen sezon 5 yıllık toplamda yaklaşık % 8 lik bir artışla 19 Milyon TL civarında gerçekleşmiştir. Fenerbahçe’nin toplam gelirleri içindeki süper lig yayın gelirleri; 2004-2005 sezonunda % 35 seviyelerinde iken geçen sezon bu oran % 9-10 seviyelerine düşmüştür. Son 5 yılda süper lig yayın gelirleri haricindeki diğer gelirlerini ( Uefa yayın gelirleri, maç günü, sportif ve ticari gelirler ) ortalama % 400 seviyesinde arttırmasına rağmen süper lig yayın gelirleri miktar olarak aynı kalmasına rağmen oransal olarak azalmasını sorgulamamız gerekir.

Sonuç olarak;

Ulusoy döneminde yapılan yayın ihalelerinde yaklaşık 44-47 Milyon dolar zarara uğratılmışız.

Yayın gelirlerin, toplam gelirler içindeki payı en düşük takım Fenerbahçe‘dir.

Fenerbahçe; son 5 yılda 4 kez katıldığı CL de yayınlanan 26 maçından 51 Milyon Euro kazanırken, 200 ün üzerinde maçı yayınlanan Türkiye’ de aynı rakamlar da yayın geliri kazanmıştır

Avrupa ülkelerdeki yayın gelirleri TSL yayın gelirlerinin 8- 15 katıdır. Hatta; Bazı Avrupa takımların yayın gelirleri bile, TSL toplam yayın gelirlerinin 1,5 katından fazladır.

Son 4 yılda Süper Lig toplam yayın geliri TL bazında % 46 oranında artmış, ancak Fenerbahçe’nin yayın gelirleri ise sadece % 8 oranında artmıştır.

Başkanımızdan rica ediyoruz;

Ulusoy’un taraf ve müdahil olamayacağı ilk yayın ihalesi yapılacaktır.

Süper Lig naklen yayın ihalesinin; Avrupa liglerinin, en azından Almanya veya Fransa liglerin yayın gelirleri seviyesine veya bu rakamlara yakın gelir seviyesine ulaşması için sonuna kadar mücadele edin ve bu konuda Anadolu klüplerine öncülük yapın;

Hem Fenerbahçe hem de Türk Futbolunun geleceği için;

BU HAVUZDA BİZİ BOĞDURMAYIN VE HAKKIMIZI YEDİRMEYİN.

Kaynak: http://www.lacivertsari.com/test/238-havuz-mu-kuyu-mu.html


Devamı...>>


Geçen yıldan bu seneye taşınan büyük umut ve beklentilerin yapılan yanlış seçimler yüzünden darbe yemesiyle, Fenerbahçe ailesi içinde yaşanan karmaşa, bugünlerde eklenecek yeni bir sorunla bir kaosa dönüşebilir. Bu sorunun adı; mayısta yeni başkan kim olacak?

Spor olgusunun, kim ne kadar inkar etmeye çalışırsa çalışsın tartıya konduğunda başarı ölçüsünün sonuçlar özerinden değerlendirildiği yadsınamaz bir gerçektir.
Dolayısı ile yönetici kimliği taşıyan kişinin ne kadar başarılı olup olmadığı sonuçlar üzerinden belirlenecektir. Bugün Galatasarayın 4 defa üst üste şampiyon olduğu ve UEFA şampiyonluğunu havaya kaldırdığı dönemdeki yöneticiler bu başarıları ile anılmaktadır. Maddi anlamdaki yaşattıkları felaketler, bir stadın maketine harcanan milyonlar ancak bu başarıları kıskanan ( ve büyük ihtimalle yerlerinde olmak için can atan) rakipler tarafından söz konusu edilmektedir ancak.

Tarih bu anlamda şaşmaz bir dikkatle yol alırken, tarihin de çaresiz kaldığı bazı istisnalar mutlaka ortaya çıkmaktadır. Sporun yönetici,başarı ve sonuç üçgeninde değişemez yol alışında bu istisnalardan biri de Fenerbahçe`nin son başkanı Aziz Yıldırım `dır. Bugün Aziz Yıldırım ın vazgeçilmez konumda olması sonuçlara endeksli bir kıyasta tamamen anlamsız çıkabilir. Ama iste Aziz Yıldırımı unutulmazlar arasına sokacak olan, onu istisna durumuna sokan gerçekler de tam bu zıtlıkta yatmaktadır.

Aziz Yıldırım bir camianın bütün köhnemiş geleneklerini yıkıp, camiaya mensup bütün aile üyelerinin yüzlerini kendi iç çekişmeleri yerine gelişim ve ilerlemeye doğru çevirmesi işlevini devrim niteliğinde yapmıştır. Bugün taraftar gruplarının olması gereken çizgiye çekilmesi ve çıkar ilişkilerinin yok edilmesi calışmalarının anlaşılmaması gibi, dünde yapılan grupçuluğun-grupların-grup liderlerinin etkisinin ve varlığının yok edilmesinin Fenerbahçe geleceği üzerinde ne denli önemli olduğu tam kavranmamış olabilir. Bu çalışmaların öneminin ve varlığının anlaşılmaması taraftarın buna gayret etmemesi kadar, yönetim ve başkanın yeterli iletişim ve esneklikle bunu tam anlatamamasının da etkisi vardır.

Alt yapı yatırımlarının ve gelir getiren projelerin hızla yol alması Fenerbahçe farkının ortaya çıkmasının esas sebeplerindendir. Diğer camialarda olmayan taraftarin kulubu sahiplenme oraninin bu yonetim ve Aziz Yıldırım başkanlığında harekete geçirilmesi bile takdire şayan bir başarıdır.

Halen yarı yola bile varılmamışken, çıkılan yolun tamamlanması için büyük bir irade, kişilik ve güç gereklidir. Bu projeleri tamamlama görevi Fenerbahçe camiası için sporun başarı sonuçlarından da çok daha önemlidir.

Bu anlamda Aziz Yıldırım ve yönetimin devam edip etmemesi kritik olan sorudur. Mutlaka ki Fenerbahçe başkansız kalmayacak kadar büyük bir camiadır. Bu üstünde tartışma olmayacak bir konudur. Ama vizyon belirlenmişken, yola çıkılmışken ve bağlantılar kurulmuşken başkan ve yönetim anlayışının değişimi bütün bu çalışmaları sekteye uğratacak kritik bir hata olabilecektir.

Tabi Aziz Yıldırım ve ekibinin mutlaka devam etmesi düşüncesi tartışılırken akla hemen yaptıkları büyük hatalar da gelecektir. Bu muhalif kesimden gelecek aklı başında bir değerlendirme ve mutlaka üstünde durulması gereken bir durum olacaktır. Evet Aziz Yıldırım ve ekibi tarihi projeler ve tarihi vizyonu çizerken aynı anda anlaşılmaz hatalar da yapmaktadırlar. Ama bu anlamda dikkat edilmesi gereken konu şudur; yapılan hatalar yapısal ve kurumsal hata olmaktan çok tamamen sporun teknik yapısıyla ilgili hatalardır. Teknik direktör seçiminden oyuncu seçimine kadar yayılan yelpazeye iletişim alanındaki eksiklikler ve taraftarla camianın arasına yavaş yavaş getirilmeye başlayan mesafe bu hataların arasında sayılabilir. Elbette ki iletişim konusu bugün hiç dile getirilmeyen tarikat ve siyaset alanından bir çok kişi ve kurumun Fenerbahçe içinde etkin güç olma girişimlerinin nasıl büyük bir çabayla engellendiği konusunu içermemektedir.

Evet; bence, Aziz Yıldırım ve ekibi mutlaka yönetimde kalmalı ve devam etmelidir. Değişmesi gereken Aziz Yıldırım ve ekibi değil ama Aziz Yıldırım ve ekibinin sporun teknik yönetimine dair sergiledikleri yönetim anlayışıdır. Doğru ve gerçekçi bir öz eleştiri ile ortaya koydukları büyük vizyon ve gelişimi tehlikeye atmayacak sporun vazgeçilmesi olan sporda başarı olgusunu da geliştirmelidirler. Bu sadece Aziz Yıldırım ve ekibinin yönetimde kalması/kalabilmesi ile ilgili bir durum değildir, ama Fenerbahçe`nin tarihi gelişiminin en önemli ve kritik noktasındaki hamlelerin ve devrimin devamı için hayati önem taşımaktadır.

Bu anlamda, her Fenerbahçe taraftarının görevi; bu gerçekleri görüp Aziz Yıldırım ve ekibini desteklemek, desteklerinin içinde de bu hatalarının düzeltilmesi için gerekli teşvik ve uyarıyı da iletmektir. Taraftarın göstereceği sevgi ve hoşgörü yönetim kanadında olmayan( ya da olup da gösterilemeyen, iletilemeyen) aynı duyguları, yani sevgi ve hoşgörüyü de ortaya çıkaracaktır. Sevgi ve hoşgörü ise başlı başına etkin bir iletişim aracıdır zaten.

Sporun teknik yönetimine dair yanlışlarını düzen altına aldıkları anda doğru teknik yönetici ve doğru sporcu seçimleri ile Aziz Yıldırım ve ekibi Fenerbahçe tarihinin en önemli, en değerli projelerini ve gelişimini yapmaya devam edecektir.

Gassan Satar


Devamı...>>



En buyuk hayal kirikliklari, umutlarin zirveye en yakin oldugu yerde olusur. tam tersi; en buyuk sevincler de beklentilerin en az oldugu anda olusur.Aslinda son iki yildir bu iki duyguyu en canli anlamda yasayan klup Fenerbahce olmustur. İkisinin de birbirine etkisi uzerimizdeki duygu yogunlugunu artirmistir.Gecen sene hic birimiz avrupada yari finali zorlayacak, ustelik cok onemli takilari devirerek o yere gelecegimiz uzerine bir umut beslememisti. Belki de gruplardan cikmak bile cogumuz icin fazladan bir basari olacakti.



Beklentilerin bu denli az oldugu bir anda gelen ceyrek final sevinci tavan yaptirmisti.
bu isin guzel tarafiydi. ama avrupadaki bu beklenmeyen basari ( ustune ustluk ekonomik ve alt yapisal anlamdaki buyuk ilerlemelerin getirdigi psikolijik ustunlukduygusu) bizi birden bire bu sene icin buyuk beklentilere sokmustu.

aslinda bu seneki yasadigimiz kirginliklarin, kizginliklarin,hayalkiriklikla rinin ve isyanin temelinde bu buyuk beklenti yatiyordu. aslinda farkinda olmadan icimizde buyuttugumuz ve baskandan yonetim kuruluna ordan teknik direktore ve futbolculara ve ordan taraftarlara gecen EGO duygusu bizi bugun icinde oldugumuz derin uzuntu icinde birakmistir.

oncelikle bunlarin farkinda olmamiz lazim. Fenerbahce istedigi her futbolcuyu alir masalinin artik yok oldugunu, mali butceler arasindaki fark istedigi kadar acilmis olsun , sahadaki mucadele ve sonuc alma konusunda takimlar arasindaki farkin giderek azalmasi artik bizim de bir takim gerceklere uyanmamizi saglamali.

oncelikle bazi temel olgu yanlisliklarini yok etmemiz gerekir: son iki yildir baskan ve yonetimin futbol ve butun amator branslarda yavas yavas uygulamaya soktugu TAKIM OLMA girisiminin hakli, dogru ve olmasi gereken bir girisim olmasina ragmen , takim olursak takim icine koyacagimiz vasat futbolcularla bile cok iyi yerlere geliriz yanlisi mutlaka farkina varilmasi gereken bir noktadir.

basketbolda sadece takim oyunu oynatacak diye alinan green, smith ve gencleri alalim ve yetistirelim mantigi ile alinan vidmar, preldzic gibi oyuncular bugun icinde oldugumuz durum icin en onemli orneklemelerdir. evet takim oyunu olmazsa olmazdir. ama vasat oyuncular ile oynanacak takim oyunu vasat hedefleri olan, vasat basarilarin pesinde olan takimlarin uyguladigi bir taktik olmalidir. ya da takim oyunu icinde kaliteli adamlari getirebilecek ekonomik guce sahip olmayan takimlarin uygulamasi gereken bir durumdur.

buyuk basarilar ne tek basina takim oyunu ile ne de tek basina kaliteli ve yildiz oyuncularla saglanabilir. eger hedefiniz; liverpool,lyon,bayern munich,barcelona,milan, juventus,mancahster united,real madrit,inter, vsvs gibi takimlarla devamli rekabet ise hem takim oyununu hem de takim icine serpistireceginiz, kaliteli oyuncular+ savasci oyuncular+ yildiz oyuncular ( yildiz statusunde 2 oyuncu ortalamasi uygundur) basarinin anahtari olacaktir. bu anlamda iki yildiz oyuncunun ( ki bu oyuncular takim icindeki en onemli mevkilerde olmalidir) yanina eklenecek en az 6 kaliteli ve iki yonlu oyuncu ve gerisi savasci oyuncular gereken basariyi saglayacaklardir.

takimimiz icinde var olan selcuk, deniz,ugur,kazim,gokhan emreciksin,josico,maldonado,we derson gibi adamlarla bahsedilen ne takim oyunu saglanabilir ne de anlik patlamalar.
sadece gecen senki tamamen zico sayesinde var olan anlik gecici ya da baskanimizin deyimi ile tesaduf basarilar saglanir.

tabi takim oyunu icinde onemli bir baska oge bu takim oyununu saglayabilecek esnek, sporcularla gereken diyalogu saglayabilecek hem taraftarin hem de sporcularin inanacagi ve guvenecegi bir teknik ekip( antrenor, koc vss) gereklidir.

getirdiginiz teknik direktor isterse bilgelerin en bilgesi olsun ( tanjevic ve aragones) eger sporuculari ile gereken guven ve inanc birlikteligini saglayamamissa, taraftar ( kulubun gercek sahipleri) o gonul uyusmasini saglamamissa basari icin gereken en onemli etken yok demektir.

ben aragonesin yetkinligi, bilgelegi, teknik direktorluk basarilarine olursa olsun sirf bu nedenler yuzunden fenerbahcemizi teknik direktorsuz biraktigina inananlardanim. aslinda ayni sey tanjevic ile de ilgilidir. en yasli olanin en cok bilen olmadigi gercegini mutlaka bir gun ogrenecegiz. boyle olsaydi hic bir ulkede ne cumhurbaskanligi ne hukumet baslanligi ne de bir kulup icin baskanlik secimleri yapilirdi. en yasli kim ise o getirilirdi basa olur biterdi. tipki koylerde yaslilar meclisinin hc bir koyu adam edeedigi gercegi gibi biz yine ayazda kalirdik bu durumda.

simdi futbolcularin mac sectigi ile ilgili benim bakis acimla anlamsiz bir sikayet. bu ustelik iki yildir var olan bir sikayet. iki yildir bu sikayet teknik direktor degisimi ve bir cok yan tedbire ragmn giderilemiyor, ustune ustluk mac sectigi dusunulen adamlarin hepsiyle kontrat yenileniyorsa o zaman durup yonetime siz ne yapiyorsunuz diye de sormak lazim.

aslinda yapilmasi gereken sey once taraftardan baslamali. once butun bunlarin farkina varmak ve en once bizim bilgilenmemiz gerekiyor. ATATURK buyuk taaruzda cok ihtiyatli olmasiyla unlu bir komutanin bozulan dusmanin arkasindan gitmemek konusunda diretmesiyle sorunu cok kolay cozmustu: o komutan yerine takim komutanlarina ilerleme emri verin bizim komutan da mecburen onlarin pesinden gidecektir diye emir vermistir. ve tipki o buyuk adamin MUSTAFA KEMAL ATATURK`un dedigi gibi olmustur hersey.

simdi de yapilmasi gereken budur; once biz bilinclenmeli ve dogru ve bilgili oldugumuz yerde kulubun hedeflerine yurumesi konusunda baskanimiza ve yonetimimize ilham vermeliyiz.

ki cok da sansli durumdayiz; basimizda turk futbol tarihinin gorup gorebilecegi en buyuk baskan durmaktadir. onu kirmadan ve onu uzmeden ona yardimci olmamiz gereklidir. ben eminim ki aziz baskan gerekenleri yanlislarindan donerek yapacaktir.

yeni donemde dusunulen genc ve yetenekli genclerin takima adaptasyonu sirasinda umarim takim oyununu saglayacak yildiz ve oyunu iki tarafli oynayabilecek dogru adamlar transfer edilir ve dogru teknik direktore teslim edilir. aslinda van gaal gibi adamlar bu acidan olabilecek en onemli ornektir. yoksa alinan gencleri harcamaktan baska hic bir ise yaramaz bu.

simdi kizginlik zamani degildir. en cok sakin olmamiz ve fenerbahcemize, baskan ve yonetimimize sevgimizi, guvenimizi ve destegimizi yanlislarina dogru yonelttigimiz elestirilerimizle birlikte gosterme zamanidir. unutmayalim ki aziz baskan su anda bizi hayallerimizdeki konuma getirebilecek en degerli ve belki de tek insandir.

sevgi ve hosgoru ile elestirilerim ki isyan ve panik havasi hakim olmasin hic bir yere. cunku bugun bu sayfalardan sokaklara, sokaklardan tribunlere ve tribunlerden futbolculara ve ordan yonetime sicrayacak onemli bir panik havasinin varligi biz kabul etmesek de vardir.

alun iki hafta arayla verdigi birbirine zit iki demec bile bu panik havasinin varligini isaret ediyor.

tekrar ediyorum. simdi hosgoru ve sevgi zamanidir. ama elestirileri ve yapilan yanlislari unutmadan amayerli yerince ve dogru uslupla yoneltmek sartiyla...

sevgiler

en buyuk fenerbahce
Gassan Satar


Devamı...>>

Kol böreğini tarif ederken ,avucunu yumruk yaparak milyonlarca insana kolunu sallayan terbiye fakiri,
yanında yalandan onu sakinleştirmeye çalışan yardakçısı ile birlikte FENERBAHÇE ye saldırmaya başladı yine
Bunlar çok bilindik şeyler artık
Aylardır FENERBAHÇE nin tehlike teşkil etmediğine kanaat getirmişler bu yüzden sessiz sakin böceklerden,kuşlardan,yemekler den bahsediyorlardı.
Amaaaa
FENERBAHÇE ,FENERBAHÇE gibi oynamaya başlayınca paçaları tutuştu.
Çünküüüü
Anadoludan bir takımı şampiyon yapma hayalleri suya düşmeye başladı
Lig kurulduğundan beri Anadolu takımlarının şampiyonlukları çoğu kez Anadolunun gerçek beyi FENERBAHÇE tarafından önlenmiştir
Bu yüzdende keskin uçurum vardır FENERBAHÇE taraftarlığı konusunda Anadoluda
Ya koyu FENERBAHÇELİ dirler yada nefret ederler.
Büyük denen diğerleri hiç bulaşmamışlardır bu kavgaya
Kocaeli,Zonguldak,Diyarbakır,T rabzon,Eskişehir,Samsun,Göztep e,Malatya, FENERBAHÇE ile şampiyonluk yarışına girmiş ve kaybetmişlerdir
Haaaa bu arada gs veya bjk şampiyon olurlarsa çok şey farketmiyecektir çünkü FENERBAHÇE nin büyüme potansiyeli bir şekilde önlenmiş olacaktır
Yayın gelirleri,reklam gelirleri,taraftar gelirleri,stad gelirleri,fenerıum satışları ile bir dev olan FENERBAHÇE nin bundan sonraki hamlesi kendi yayınını kendi TV sinden vermek olacaktır çünkü
İşte kol böreği ahçılarını telaşlandıran
Kuşun elinden kaçacak olması korkusudur
Amaaaa
Beni esas yaralayanda
ANTU denilen sözde FENERBAHÇE sitesinin bu oyuna alet olmasıdır
Gideceğin yere bir doğru çizersen ve o doğrudan ayrılmazsan muhakkak o doğru seni gideceğin yere götürür
Geçte olsa


Devamı...>>

İstemek

Gönderen LacivertSari | 13:57 | , , , , , , | 0 yorum »

Beklenildiği gibi maç çok kontrollü başladı.

Sivas takımı tek forvet olarak Mehmet Yıldız'ın arkasında beşli bir blok ile hafta sonu oynanan maçtan daha akılcı bir oyun planı benimsemişti. Ancak Önder'in Mehmet Yıldız'ı pasifize etmesiyle ileride top tutamadılar ve oyunu önde oynayamadılar.

Takım yine çok arzuluydu. Maç tutuk başlasa da ilerleyen dakikalarda maçın kontrolü tamamen takımımıza geçti. Alex ile Semih mükemmel anlaşıyorlar. Takımı öne taşıyan yegane unsur bu takımımızda. Deivid biraz onlara bu konuda yardımcı olabilse çok farklı bir skor görebilirdik.

Sivas takımı top oynamaya hiç gönüllü değildi. O "abicim, kardeşim" motivasyonu ile gazı fena almış Sivas'lı futbolcu kardeşlerim, bu işin ilacı olarak sertlikle yıldırma yolunu seçmişler/seçtirilmişler. Daha maçın 1. dakikasında Faruk'un topla alakasız şekilde Alex'e arkadan vurması aslında neyin ne olduğunu açık gösteriyor. Aynı şekilde sistematik olarak Murat Erdoğan Emre'ye, Sedat Bayrak'ta Semih'e acımasızca vurmaya başladılar.

Ancak takımımız kırılgan bir yapı göstermedi ve reaksiyon verdi. Sertliğe sertlikle cevap verdiler. Sonuçta rakibin üstüne çok gelmeye başladık ve aslında ilk yarı işi bitirecek te pozisyonlar bulduk. Çok net pozisyonlar vardı ama özellikle Deniz kendini ikinci yarıya saklamış. First Class bir gol attı. Appiah'ı hatırlattı bana bu gol. Sadece dörtlü savunmanın önünde kalmadı ve ileriye de çok iyi destek verdi. Bu takımın ana sorunu zaten ilerde çoğalamamak olduğunu düşününce Deniz'in ne kadar önemli işler yaptığını daha iyi anlarız.

Mücadelemiz ödülünü aldı ve eleminasyon maçları için hiç fena olmayan bir sonuç aldık. Gol yememek aslında çok önemliydi ama Bilica eğer o golü atmasa futbolun güzelliklerinden büyük bir parçayı tatmamış olacaktık. Ama ne vurdu öyle ! Muhteşem bir goldü. Biz bu golü iki senedir Carlos'tan bekliyoruz. Görürmüyüz bilemiyorum zira o vuruşlar bir türlü barajı geçmiyor.

Hep dediğim bir söz var, mücadele..

Bu hırsı ve azmi gösterdiğimiz sürece ne olursa olsun biz en geriden gelip işi bitirebiliriz.

Sadece önemli olan tek birşey var,

İSTEMEK !


Saygılarımla..

Erdal Vahid


Devamı...>>

Geriden Mehteran

Gönderen LacivertSari | 13:43 | , , , , , | 0 yorum »



Mücadele, mücadele, mücadele.....

Sürekli bunu savunuyorum. Yeterki mücadele edelim, bu ligde herkezi çok rahat yeneriz. Bizim kadromuz bazı mevkilerde sıkıntılı olabilir ama maç kazandıracak oyuncu bazında rakiplerimizden çok daha avantajlıyız. Mücadeleyi sahada sonuna kadar yaparsak hiçbirşey zor değil, hayal değil. Bu noktadan bile birşeyleri başarabiliriz.

Bu takımın ana sorununun Aragones olmadığını herkez gördü zannedersem. Oyuncular sahaya yüreğini koyduğunda bir şekil başarıyoruz. Hocamızın bazı konularda bana göre sıkıntılı uygulamaları olsa dahi sonuçta sahada koşmayın, mücadele etmeyin demiyor.

Maçın yıldız falan şeklinde Uğur, Alex, Semih diye çok konuşuldu. Onlar hakkında birşey söylemek istemiyorum ama iki oyuncumuza ayrı ayrı değinmek lazım.

Emre Bölezoğlu. Bana göre tartışmasız sahanın yıldızıydı. Orta sahada müthiş mücadele ederek rakibi zor durumlara düşürmesinin yanında geriden oyunu kuran oyuncuydu. Özellikle ligin ikinci yarısında açık ara takımın en formda oyuncusu. Müzmin sakat söylemlerini yıktı geçti. Ayrıca daha %60 -70 falan oynuyor. Daha da iyi olacak. Ah birde yanında daha iyisi olsa özellikleri çok daha fazla ortaya çıkacak. Selçuk nerdesin ?

Önder Turacı. Geçen hafta çok kötü bir maç çıkarmıştı ama bu maçta müthiş oynadı. Mehmet Yıldız ile sürekli karşı karşıya kaldılar ve adeta paçavra etti onu. Hele o derece kuvvetli bir oyuncu olduğunu da unutmamak gerekir.

Takım genel hatları ile iyi mücadelenin yanında iyi de oynadı. Uğur attığı gollere rağmen bende geçer not almadı. Deivid dökülüyor. İnanılmaz kötü oynuyor. Bu kadar top kaybı yapmaya ve diğerlerinin mücadelesini boşa çıkarmaya kimsenin hakkı yoktur. Millet koşsun, didişsin, efendi topların alayını kaptırsın. Yol olmaz böyle şey. Ayıptır. Deniz de çok kötü oynadı. Kafasını kaldırıp bakana kadar adamlar basıyorlar topa. Çevre kontrolü diye birşey var, nasiplenmemiş hiç sevgili Deniz kardeşim. Daha dikkatli.

Genel anlamda iyiydik ama bu neye benzedi biliyormusunuz ?

Mehteran Takımına.

Ama arada bir fark var, onlar iki ileri bir geri yapar.

Biz bazen iki geri bir ileri, bazen de bir ileri bir geri.

Geriden Mehteran Takımı


Saygılar.




Erdal Vahid


Devamı...>>


Fenerbahçe Taraftar Kartı Yapı Kredi ve Garanti Bankasından sonra şimdi de Denizbank Bonus kartla birleşti.Bu ortaklıkla beraber bu kart hem Fenerbahçe Taraftar Kartı, hem de Denizbank Bonus Kart olarak kullanılabilecek.

Dünyada ilk kez bir spor kulübünün dokunmatik kredi kartı ile anlaşma yaptığı belirtilen tanıtımda Fenerbahçe Denizbank bonus kart ile yapılan alışverişlerde taraftarların hem bonus kazanacağı,hem de kulüplerine katkı sağlayacakları açıklandı.

Bu yeni oluşumun kulübümüze hayırlı olmasını diliyorum.Yönetimimiz kurumsallaşma adına önemli adımlar atmaya devam ediyor.Yönetimimizi de kutluyorum.


Devamı...>>


Aroma Voleybol Erkekler Liginde Fenerbahçe,lider Arkasspor'u 3-0 mağlup etti. Böylece ligde 19.maçında 11.galibiyetini alan takımımız puanını 33'e yükseltti.

Fenerbahçe Erkek Voleybol Takımımız geçen seneki şampiyonluğun sonrasında bu sene ligin ilk yarısında gerçekten beklenenin çok altında kalmıştı.İkinci yarıyla beraber dahaderli toplu görünüme kavuşan takımımız SGK karşısındaki şok yenilgi ve geçen haftaki Halkbank deplasmanında alınan mağlubiyet dışında tüm malarını kazanmasını bildi.Ligde play offlar öncesi mümkün olduğunca iyi bir yer edinebilmek için her maçımız çok önemli.Bu bağlamda Arkasspor galibiyeti sıralama açısından önemli olduğu kadar,ligin en güçlü ekibini mağlup etmek takıma gğven ve motivasyon olarak büyük katkılar sağladı bence.

Bu maçta alınan galibiyet kadar sevindirici olan bir başka gelişmede genç oyuncumuz Emre Batur'un gösterdiği üstün performans oldu.Belki de Billings'in sakatlığı en çok Emre'ye yarayacak.Umarım Emre çalışmalarını ve bu performansını sürdürmeye devam ederek çok önemli bir yıldız oyuncu konumuna gelir ve uzun yıllar Fenerbahçe'ye hizmet eder.


Devamı...>>


Fenerbahçe Acıbadem ,Aroma Voleybol Bayanlar Liginde tam gaz yoluna devam ediyor. Takımımız ligin ikinci yarısında başladığı çıkışına devam ediyor.Ligin 18. haftasında konuk olduğumuz İller Bankası'nı 3-0'la geçerek puanımızı 36'ya yükselterek ligde 3.sıradaki yerimizi koruduk.

Sarı Melekler antrenörümüz Jan De Brandt geldiğinden beri çok iyi performans sergiliyorlar.İller Bankası ligin zayıf ekiplerinden,burdan aldığımız galibiyet sürpriz değil.Ligin kalan haftalarında galibiyetlerimize devam ederek ligi mümkün olan en iyi konumda bitirmemizi diliyorum.

Ayrıca Türkiye Kupası finalinde deplasmanda Eczacıbaşı ile çok zorlu bir mücadeleye çıkacağız.İlk maçı kendi sahamızda 3-1 kaybetmenin dezavantajı olsa da deplasmanda Eczacıbaşı'nı 3-0 mağlup ederek kupayı alabileceğimize inanıyorum.Yeter ki oyuncularımız da buna inansınlar.Şimdiden başarılar Sarı Melekler.


Devamı...>>

Bazı hususları hatırlatmak ve daha doğru tartışmalar ve görüşler bildirebilmemiz için ufak bir yanyol açmak istedim..

Son 5 sene öyle ya da böyle bu lige egemen olduk.. 5 senede 3 şampiyonluk, 2 ikincilik.. kaybedilenlerin 1 tanesinin nasıl kaybedildiğini de iyi biliyoruz..

hiçbir takım sürekli biryeri domine edemez.. illaki bir süre sonra düşüşler olacaktır.. zira oyuncu ahalisi doymuşluk yaşar, yüzler eskir.. hoca seçimi de etkiledi ama kim olursa olsun bir düşüş yaşacaktı.. bu dönemleri en alt şekilde kayıpla atlatmak gerekir.. arsenal, manu, barca, real, milan, juve, bayern, celtic-glasgow vs.. her takımın yaklaşık 5 senede bir bu tip düşüşler içine girdiklerini çok yakın zamanlarda gördük.. bu tip krizler yeni fırsatlar ve yeni yapılanmalara sebep olur..

şimdi hepimizin bilmesi gereken birşey var, onu bunu sayıyoruz oyuncu olarak.. gittiler de yerleri dolmadı diyoruz.. doğrudur ama ne şekil gittiklerinide çok iyi biliyoruz.. bu taraftar değilmi ümit kaptana, tuncaya, alex e, bilmemneye stadında tepki veren ? yuhalamalar, ıslıklar.. bizde doyduk.. taraftar olarak doyduk.. yüzlerini eskittik, cıvıdık.. bunlar açık olarak gerçekler..

tabi daha farklı ve daha düzgün bazı uygulamalar olurmuydu, tabi olabilirdi.. bu sadece kaçınılmaz olan düşüşün ertelenmesi ve ya daha yüksek bir görüntü ama vasat olarak devam eden bir süreç yaşanırdı..

Kimse bunu unutmasın, 2-3 sene önce allah allah denilen kadroları, durumları yaratan/ön ayak olan yine bu yönetim kuruludur.. Aşırı tepki vermemize ve feryat etmemize neden olan bu yönetimin bize kazandırdığı ivme/vizyon değilmidir ?

Şimdi hepimizin bilmesi gereken birşey var.. Biz nasıl Oğuz Çetin sonrası darmadağın olmuş iken 0 dan yükselişe geçmiş ve başarıları yakalamış isek yine olacak olan odur.. Yanlız bu bir süreçtir ve bu konuda biraz sabır etmemiz gerek.. Her ne kadar bunları söyleyip te kendim bile isyan edecek durumlara geliyor isem..

Yönetime güvenilmeli, yaptıklarının yapacakları konusunda teminat olduğunu bilinmeli.. Futbol Şubesi konusunda gerekli en doğru teşhislerin yapıldığına ve gereken hamlelerin gerçekleştirildiğine (şu anda dahi) emin olmanızı söylemek istedim..
Önümüzdeki sene/seneler için herşey yapılıyor..
Erdal VAHİD


Devamı...>>

Dün akşam Aziz Başkanı dinledim,
Emin başkanın cenazesindeydi
Emin başkan için,
1999 da Pendik maçı akşamı istifanın eşiğindeydim beni aradı,
Camianın iki ,üç büyüğü ile beraber buluştuk,beni ikna etti dedi
Ve devamla
O bir zor gün dostu idi
İyi günlerde kapımızı hiç çalmadı dedi.
O an düşündüm
Ah birde biz şunu yapabilsek dedim
Geçen sene yere göğe koyamadığımız futbolcuları yakıp yıkmasak,
Onların bu kulüp için bir tarihin başlangıcı olduğunu bilebilsek,
Uğurun ve Gökhanın Sevilladaki kan içindeki formalarını,
David in inanılmaz gollerini,
Kazımın Sevilladaki maç sonu deparını,
Alex in FENERBAHÇENİN gelmiş geçmiş en faydalı futbolcusu olduğunu,
Luganonun,Edunun sevinçlerdeki samimiyetlerini,
Carlosun dünyanın en büyük futbolcularından biri olduğunu,
Denizin,Selçuğun,Volkanın son altı yedi sezondur bizden biri olduklarını,
Unutmasak
Chelse maçından sonra onları Londrada nasıl kalbimize bastıysak
Keşke hep öyle kalsalar

Her başarının bir sonu vardır
Bu başarıyı yaratanlar, tabiiki bu sonuda yaşayacaklardır
Bu yüzden suçlumudurlar
Biraz insaf
Nerede Vefa
Semt adımı?

Nur içinde yat EMİN başkan


Devamı...>>

Bir ilke daha imza atılıyor bir süre önce sadece fikir bazında projelendirilip klube sunduğumuz proje hayata geçirilmek üzere.

Dünya artık tüketilebilir doğaya zarar vermeyen enerjilerin peşinde koşup korkunç yatırımlar altına giriyor.Bugün shell Suudi çöllerine,Bp brezilyadaki uçsuz bucaksız arazilere,Texaco okyanus üstündeki platformlara ışık enerjisinden , elektrik üreten solar panelleri kuruyorlar.

Avrupada emsalini incelediğimiz ve türkiyede uygulanabilirliğini ispatladığımız , stadyumumuzun tavan kaplamasının solar panellerle donatılması , bunun sayesinde stadyumun elektrik ihtiyacının karşılanması aynı zamanda kullanılmayan zamanda atıl durumdaki elektriğin devlete veya başka özel kurumlara satılarak gelir elde edilmesi , Saraçoğlunun çatı projesiyle beklide hayata geçicek.

Düşünülen çim solaryum etkisini sağlıyacak ampullerin elektrik ihtiyacı ve stadyumun genel elektrik ihtiyacının karşılanması hedeflenirken , özellikle kullanılmayan zamand üretilen elektriğin satılmasıylada ciddi gelir hedefleniyor.

Gelir hiçte azımsanmıyacak oranlarla günümüzde elektrik giderleri ve elektrik satışı artık petrol ile rekabet eder bir sektör halini aldı.

Zamanım olunca tam detaylı açıklama ve teknik bilgileride yazıcam örnek uygulamaları ekliyorum


Örneklerin hepsinde stadların çatı bölümleri ozel photovoltaik panelle kaplanmış ve ışıkenerjisinden elektrik üretilmektedir.


Devamı...>>

Bir takım şeyleri yazmakta fayda var.

Başından beri çalışılan projeden farklı bir oluşum gerçekleşmiş.Bu sanal mobil operatörlük sistemi değildir planlanan ve üstünde 1 seneden fazla süredir çalışılan mobile virtual network operator denilen sistem değildir.

Klup sadece daha öncelerde olduğu gibi sadece isim hakkının kullanımını avea yaya vermiştir zaten neden bu kadar gizli kapaklı yapılıyor diye merak ediyordum

Aldığınız kampanyaları ve ücretlendirmeyi Fenerbahçe klubü yapmıyor direk olarak Avea İletişim Aş. yapıyor.Bu nedenle Avea sadece bizim adımıza bir yan sistem kurup işletmesini yapıyor ama bu sistem MVNO değil , 1-2 aya kadar ülker,çalık,sabancı,koç ve borusan telekom MVNO sistemlerinin lasmanlarını yapıcaklar zaten bu lansmanın bu kadar aceleye gelme nedenide tahminim bu yüzden , bu firmalar fiyat ve paketlerini kendileri Mobil sağlayıcıya bağlı olmadan belirliyecekler toptan alım yapıp kotalı satacaklar.

Ben hayal kırıklığına uğradım sadece avea nın adı fenercell olmuş 1 milyon aboneye 20.000.000 ytl de komik rakam 1 milyon aboneye sadece kart satışı zaten

12*1000000 = 12000000 ytl dir keza bunun yüzde 30 u faturalı olsa , 300000*11,9 = 3570000 Ytl aylık sabit ödeme 3.570.000*12= 42.840.000 senelik sabit ödeme yapar 700000 kalan abone ayda 1 kez 100 kontör yüklese 1200 kontör senelik yapar 12*18 ytl = 216 tl senelik ayda 1 kez 100 kontör yükleyen kişinin ödiyeceği rakam 700.000*216 = 151.200.000 Tl yapar MVNO sistemde bu toplam kabataslak hesapla 151.200.000+42.840.000 = 194.040.000 tl nin minimum yüzde 50 si klube kalırdı ama bu sistemle açıklanana göre 20 m tl alacakmışız 1 m aboneye.

Bu sadece isim hakkının satışı ve fenerbahçe potansiyelinin marketingde kullanılmasıdır yoksa benim daha önce açıkladığım veya konsept çalışması yapılan planla alakası yok.

Benim için hayal kırıklığı eminim ki fiyasko olacaktır 1 sene ömür biçiyorum.


Devamı...>>

Adres Belli

Gönderen LacivertSari | 06:03 | , , , , | 0 yorum »

Teknosa Türkiye Kupasında Fenerbahçe’nin, Efes Pilsen’e kaybettiği maç aslında sadece bir maçın kaybedilişi değil maalesef gerçeklerinde gün yüzüne çıkışıdır. Hani bir zamanlar havada karada yendiğimiz Efes bize sezon içinde 2-0 duruma geldi. Hadi şu içimizdeki itiraf edemediğimiz bazı şeyleri ben itiraf edeyim ibre terse döndü, Efes, Fener’den zerre korkmuyor artık.

Ergin Ataman, Aydın Örs’ten sonra bu ülkenin yetiştirdiği en önemli koçlardan biridir. Hatta benim için Aydın Hoca 1, Ergin Hoca 2 dir. Seversiniz sevmezsiniz, özel hayatını öne sürüp bel altı çalışırsınız çalışmazsınız orası sizin bileceğiniz iş ama benim derdim basketbol yemişim özel hayatı ben yaptığı işe bakarım. Efes Pilsen koç koltuğunda açık ara öndedir şuan Fenerbahçe’ye karşı.

Tanjevic kötü koç değil elbette kariyerine dil uzatının dilini keserler ama kenarda kariyerler maç yönetmiyor. Tanjevic bu saatten sonra iyi bir alt yapı koçu olur ya da ortakarar bir takımda gençleri yetiştirme adına görev alabilir. Ancak şu vakit Fenerbahçe gibi üst düzey bir takımın koçluğunu yürütecek bir isim değildir. Tanjevic’in kariyeri boyunca finallerde kaybetme hastalığını biliyoruz. Kanına işlemiş bu durum takımada işliyor. Tanjevic geldiğinden beri önemli bir çok maçı kritik noktalarda kaybettik. Final maçlarında çuvalladık. Ha şampiyon olmadık mı olduk elbette karşımızdaki takımın koçuda Tanjevic’le çekişir düzeyde loser bir koçtu unutmamak lazım.

Neyse gelelim Fenerbahçe Ülker– Efes Pilsen maçına;

Ergin Ataman dersine o kadar iyi çalışmış ki Fenerbahçe’nin bütün silahlarını tek tek susuturdu. Ön alanda baskılı savunmada, tam saha baskı, alan savunması, 2’li hatta 3’lü sıkıştırmalar. Efes maç içinde bunaltıcı savunma yaparken bir çok da taktik denedi hepimiz bunu gördük ve takdir etmemek elde değil. Ergin Hoca rakibi bu kadar iyi analiz edip silahlar için önlem alırken biz ne yaptık ? Fenerbahçe iyi bir savunma takımı bireysel anlamda iyi savunmacılar var fakat tekdüze savunma sistemini Efes hücumları çözdüğü an Tanjevic’in, Ergin Hoca gibi ‘’B, C, D’’ planları olmadığından sadece seyretti. Maçın kırılma anlarından biri de Efes Pilsen’in, Fenerbahçe’ye göre çok daha sistemli ve çok daha çeşitli savunma planları olmasıydı.

İşin hücum yönüne gelirsek;

Üç sayı çizgisi asla bir ana silah olamaz olmamalıdır. Üç sayı çizgisi işin kaymağı olmalıdır. Modern basketbol bunu emreder. Pardon modern basketbol dedim postmodern bir koçumuzu varken. Tanjevic disiplinli bir koçtu değil mi ? Eee nerde hücum disiplini ? Takım elbise ve kravat mıdır disiplin sembolü ? Ergin Ataman’ın molalarda ya da oyuncu değişimleri esnasında oyuncularına yaklaşımı ile Tanjevic’inki arasında dağlar kadar fark var. Ergin Hoca, Cenk’i oyundan alırken ona pozisyonu anlatıyordu. Tanjevic ise trip atıyor çıkardığı oyuncuya. İşte detay gibi gözüksede önemli faktörler bunlar.

Bu sene bu takımın sonu ne olur bilinmez ama geçen seneki kadar kolay değil bu iş. Şampiyonluk yolunda Fenerbahçe’nin işi, Efes Pilsen’e nazaran çok ama çok daha zor. Ergin Ataman’ın, Fenerbahçe’ye gelme şansı yok malum Mahmut Uslu sayesinde kapıdan giremeyen çok adam var. Ergin Ataman’ı getiremiyorsan o zaman onun gibi birini getireceksin.

Aydın Hocanın da geleceğini sanmıyorum tüm bu olan bitenden sonra o zaman adres belli Oktay Mahmuti’yi getireceksin arkadaş.


Devamı...>>

Basketbolda Türkiye Kupasına veda ettiğimiz,futbolda Gençlerbirliği'ne yenildiğimiz berbat geçen günü aydınlatan tek takımımız Fenerbahçe Acıbadem oldu.

Hepimiz diğer iki maça ve skorlarına dalmışken kızlarımız harika mücadeleleriyle Eczacıbaşı'nı 3-0'la geçerek ligde 3.sıraya yükseldi.

Maçın analizini falan yapmak istemiyorum.Çünkü Melekler mücadele ediyorlar ve bizi fazlasıyla gururlandırıyorlar.Bu kadar mücadele etsinler skor hiçbir zaman önemli olmaz.Tüm oyuncularımızı tek tek tebrik ediyorum.

Ayrı bir paragrafta hocamız Jan De Brandt'a açılmalı.Belçikalı hocamız sezon ortasında takımın başına geçti ama sanki takıma sihirli bir değnekle dokundu.Tüm camia bayan voleybolcularımızı umutsuzca izlerken ,hocamız sayesinde takımımız en çok güvenilen,en çok beğenilen,en iyi mücadele eden ve en seyir zevki yüksek takım haline geldi.Helal olsun hocamıza da,kendisini bulup getirene de.

Keşke futbol takımımızın başına da Jan De Brandt gibi bir hoca gelse...


Devamı...>>

Teknosa Erkekler Türkiye Kupası yarı finalinde Efes Pilsen'e 68-60 yenilerek elendi.
Beklemedeiğimiz kadar kötü bir oyun sergiledik ve çok inişli çıkışlı bir grafik göstererek kupaya veda ettik maalesef.

Maçın ilk periyodu ve ikinci periyodun sonlarına kadar başabaş devam etti ve tüm maç bu şekilde geçecek izlenimine kapıldı herkes.Ancak yanlış hücum tercihleri ve Efes'in sert savunması ile farkaçılmaya başladı.Üçüncü periyotta Efes savunmanın sertliğini arttırdı ve biz de hücumda yanlış tercihlere devam edince fark iyice açıldı.

Son periyodun sonlarına doğru Mirsad'ın çabalarıyla fark erise de yine de sonuç değişmedi ve sahadan mağlup ayrılarak kupaya veda etmek zorunda kaldık.

Maça ilk beşte başlayan Serhat Çetin'in kenarda unutluması,ribauntlarda rakibe fazlasıyla ezilmemiz,pota altından oynamayarak sürekli üçlük denememiz,yabancı oyunculardan verim alamamız mağlubiyeti getiren etkenler oldu.

Çok istediğimiz bu kupayı geçen sene olduğu gibi yarı finalde elenerek kaybettik.Artık Euroleague ve lige ağırlık verilmesi gerek.Takıma takviye yapılması gerekli gibi gözüküyor.

Türkiye Kupasında Efes Pilsen ile Galatasaray'ı eleyen Erdemir finalde karşılaşacaklar.


Devamı...>>

Yeni Kamp Tesisleri

Gönderen LacivertSari | 22:54 | , , , , , , | 1 yorum »

Fenerbahçe yönetimi bayadır ciddi bir proje üzerinde çalışıyordu.

Bu proje kapsamında Uefa yetkilieri ile ortak geiler ve fikir alışverişlerinde bile bulunularak avrupanın en nitelikli kamp kompleksi inşaasına karar verdi.

Doğal dokuya zarar vermeden ypılacak olan tesisler için Real madrid,Manchester United,Arsenal,Barcelona gibi dev kluplerlede fikir alışverişinde bulunularak hangi niteliklere haiz tesisleri kamp alanları olarak seçtikleri araştırıldı.

Devletten bu yatırımla ilgili olarak Kaynaşlıdaki Topuk yaylası kiralandı.

Tam bir doğa ve tabiat harikası olan içerisinde yapay bir göletide bulunan yayla bir oksijen deposu aynı zamanda el değmemiş bakir bir güzellik.

Betonarme yapılaşmadan ziyade toplam tesisin yüzde 75 nin yaşayan malzemelerden yapılması (odun,ahşap vb.) , çok amaçlı sortif kamplar için uygun alanların yaratılması için proje oluşturuldu.

Yapılan incelemelerde böyle bir inşaat maliyetinin klubun yaklaşık 5-10 senelik kamp masraflarına yaklaşık maliyet getireceği saptanmış.Bu tesisin tamamlanmasından sonra klup yurtdışı kamp organizasyonu olayına son vererek kendi tesisilerinde bu organizasyonlarını yapıcak.

Bunun haricinde Uefa ve Fifa yetkilileri hatta direk Platini araziye götürülmüş ve fikirleri alınmış.Bu doğrultuda Milli takımların,ülkelerin büyük takımlarının yapılan tesisi kamp alanı seçmesi ve bu konudada Uefa ve Fifanın tavsiyede bulunması konularında sözler alınmış.


Devamı...>>

Fenerbahçe Erkek ve bayan basketbol takımları çok önemli maçlar yaptılar. Bayan Basketbol takımı Fiba Euroleague çeyrek final rövanş maçında UMMC Ekaterinburg takımıyla,erkek basketbol takımı da Teknosa Türkiye Kupasında Türk Telekom ile karşılaştı.

Bayan Basketbol takımımız ilk maçta farklı yenildiği Rus ekibi karşısında oldukça iyi bir maç çıkarmasına rağmen mağlup oldu.Rus takımı çok iyi bir kadroya sahip olmasına rağmen seriyi en azından 3.maça taşıma şansımız vardı.İkinci yarının başında farkı 17 sayıya çıkarmamıza rağmen, ikinci yarıda yuna ağırlığını koyan eski oyuncumuz Cappie Pondexter önderliğindeki UMMC Ekaterinburg takımına 70-68 mağlup olarak elenemekten kurtulamadık.Yine de Kraliçelerimize teşekkür ediyoruz.

Erkek Bsketbol takımızı ise Teknosa Türkiye KUpası çeyrek finainde Türk Telekom'u farklı mağlup ederek yarı finale yükseldi.Takımımızın bu maça oldukça iyi hazırlandığı ilk periyottan itibaren belli oldu ve maç boyunca rakibe üstünlüğümüzü kabul ettirerek 84-63'lük skorla kazanmasını bildik.Yrı finaldeki rakibimiz ise Efes Pilsen oldu.Bu kupayı çok istiyoruz ve rakibin önemi yok.İnşallah hafta sonunu kupayla kapatan ekip biz oluruz.Takımımıza başarılar diliyorum.


Devamı...>>

Her şey güzeldi Caferağa'da, güzel de başlamıştı aslında. İlk maçtaki gibi yüksek yüzdeyi bulamayan Ekaterinburg'a karşı, Fenerbahçe topu doğru pozisyonlarda içeriye indirerek boyalı alandan sayılar üretti. Hani bir basketbolsever olarak Gundars Vetra gibi bir coachun çaresiz şekilde kıvrandığını görmek ilginç bir durumdu bu dakikalarda.

İkinci yarı ile birlikte coach Vetra yapması gerekeni, Haydar Kemal Ateş ise yapmaması gereeni yaptı. Vetra hücumda tempoyu arttırıp Cappie'yi bir numaralı hücum opsiyonu olarak kullandı ve bunu da yaptıkları güzel alan savunması ile süslemeyi başardı. Haydar hoca ise 3 uzuna dönerek bana göre yanlış bir seçim yaptı. Cappie son 2 sezonu Caferağa'da geçirdi, Esmeral, Birsel, Nevriye gibi oyunculara karşı yaptığı antrenmanın hesabı yok ayrıca. Yani Vetra'nın elinde kullanabileceği yegane silahtı. İlk yarıda oyun planından taviz vermemeye çalışan Ekaterinburg'a karşı Fenerbahçe çok iyi karşı koyup, üstüne doğru pas ve şut seçimleri ile sayılar bulunca devreyi 44-31 önde geçti. Ama anlam veremediğim bir şekilde 3 uzuna dönen Fenerbahçe, bu kararında ısrar edince 3. çeyrekte fark yavaş yavaş eridi. Son çeyrekle birlikte öne geçen Ekaterinburg bu avantajı bırakmadı. Herşeye rağmen Birsel'in son saniye 3'lüğü girseydi, Fenerbahçe şu an Rusya'da nasıl oynayacağının planlarını yapıyor olacaktı.

Euroleague sezonunu genel olarak değerlendirecek olursak, bence son yılların en kötü Final Four'larından biri oynanacak, şu an itibariyle Halcon Avenida, UMMC Ekaterinburg, MKB Euroleasing Sopron takımları turu geçtiler. Gecenin benim açımdan şaşırtıcı olmayan skoru ise evinde Spartak Moskova'yı 73-71 yenen Ros Caceres'ten geldi, bu seriden çıkacak takımın şampiyonluğun en büyük favorilerinden olduğunu düşünüyorum. Aslında görülen formül çok basit 4 iyi yabancı rotasyonu ile başarılı olmak Final Four'a kalmak hatta ve hatta kupa kazanmak mümkün. Fenerbahçe maalesef yabancı seçimlerindeki hatalardan dolayı bu noktadan ileriye gidemedi. Ancak bugünkü maç bir kez daha gösterdi ki, Fenerbahçe takımının kadro kalitesi (Ajavon ve Smith'i de eklerseniz) Türkiye Bayan Basketbol Ligi'nin cidden tartışmasız en iyisi.

Son 3 senedir Avrupa'nın en iyi 8 takımı arasına giren, çeyrek finallerde eşleştiği Avrupa'nın köklü kulüplerine , zaman zaman adeta basketbol dersi veren Fenerbahçe Bayan Basketbol takımı ile herşeyden önce bir basketbolsever olarak gurur duyuyorum. Ayrıca bir Fenerbahçe taraftarı olarakta bize bu mutluluğu yaşattıkları için hepsine teşekkür ediyorum.

Yazımın sonuna maçtan sonra karşılaştığımız saygıdeğer ağabeyimiz FB TV spikeri Ömer Koçsan'ın söyledikleri ile bitireyim. Abi ne yazayım ben buna şimdi diye sorduğumda verdiği cevap aynen şuydu. " Coach Gundars Vetra çok büyük bir coach , ilk yarı uyguladığı oyun planlarının hiçbiri tutmayınca, ikinci yarı Cappie'ye hadi kızım çık ve maçı al dedi, o da çıktı ve aldı "


Devamı...>>

Fortis Türkiye Kupası kuraları dün çekildi ve rakibimiz Sivasspor oldu. Ankaraspor ile de Beşiktaş eşleşti.Tabiki oldukça zor bir rakip Sivasspor. Bundan yaklaşık bir kaçhafta öncesinde ,yani kupada yarı finale kaldığımızda Sivasspor ile eşleşeceğimizi tahmin etmiştim ve öyle de oldu.

Yıllardır kazanamadığımız Türkiye Kupasını bu sene istiyoruz artık.Hangi rakip çıkarsa çıksın tek hedef finale yükselerek kupayı kazanmak olacağından ,rakibin durumuyla ilgilenmiyorum.Sonuç bize bağlı. Ben yılların özlemine bu sene son vereceğimiz inancındayım ve zor da olsa Sivasspor'u geçeceğimizi düşünüyorum.Kendi sahamızda oynayacağımız ilk maçta avantajlı bir skor alarak işi bitireceğimiziz.Kaptan Alex ve Semih gereken yapacaktır.

Diğer eşleşmede favori Beşiktaş gibi gözükse de Ankaraspor da hiç kolay bir rakip değil.Oradan da sürpriz bir sonuç gelirse kimse şaşırmasın.


Devamı...>>

Fenerbahçe Erkek Voleybol Takımı bu sezonki Avrupa macerasına İtalya ekibi Lube Banca Marche Macerata oynadığı ve 3-2 kazandığı maç ile nokta koydu.
Indesit Şampiyonlar Liginde ilk kez mücadele eden Fenerbahçemizin çok güçlü takımların yer aldığı bu organizasyonda gruplardan çıkmayı başarması bile oldukça iyi bir başarı.Avrupadaki deneyimsizlik ve kadrodaki alternatif yetersizliğ göz önüne alınırsa bu başarının değeri daha da ortaya çıkıyor. Belki bir iki takviye daha yapılmış olsaydı kupada daha da ileri gidebilirdik ama yine de gösterdikleri mücadele için tüm takımı tebrik ediyorum.


Gruplardan sonra eşleştiğimiz İtalyan temsilcisi Lube Banca Marche Macerata gerçekten güçlü bir ekipti.Turu geçmemiz sürpriz olurdu ama deplasmanda oynadığımız maçta ilk iki setin çok yakın skorlarla bitmesi ve oradan 3-0 yenilgiyle dönülmesi,sonrasında burada kazanılan maç insanı üzüyor.Deplasmanda en azından bir set alabileydik burdaki maçı belki altın sete taşıyabilirdik...


Bu sezon için yitirilen Türkiye Kupası ve Avrupa hedefleri sonunda sadece ligde şampiyonluk hedefi kaldı.Geçen sene şampiyon olan takımımızın bir an önce kendisini toparlayarak bu sene de şampiyon olmasını ümit ediyorum.

Avrupa macerası demişken son sözümüz yayıncı kuruluş TRT'ye. Maç yayın haklarına sahip ulusal kanalımıza en önemli maçları dahi canlı yayınlamadığı, bir sürü kanalı olmasına rağmen abuk sabuk programlar yayınlamayı tercih edip Voleyboldaki Avrupanın en büyük organizasyonuna canlı yaın kuşağında yer vermediği,en son olarak olası bir çeyrek finale çıkma şansı bulunan maçı da yayınlamayarak bizleri şaşırtmadığı için teşekkür ediyorum.


Devamı...>>

eçen hafta Deloitte’in 2009 yılı Futbol Para Ligi raporu yayınlandı. Bu rapora göre Fenerbahçe 111,3 milyon Euro geliri ile 19.ncu sırada yer alarak Avrupa’nın TOP 20 klüpleri içersine girme başarısını gösterdi.

Bazı taraftar olayı sadece Top 20 ye 19.ncu sıradan girme başarısı olarak algıladı. Ama bu raporun görünmeyen rakamlarında neler var. Diğer bir ifade ile bir arkadaşımızın sözü ile “Aynanın Görünmeyen Yanında Neler Var. “

Bu rapora göre; Fenerbahçe 27,9 Milyon Euro maç günü geliri, 56,7 Milyon Euro Ticari gelir ( Fenerium, sponsorluk vb ) ve 26,7 Milyon Euro yayın geliri kazanmış.

Aynanın arkasına bakarsak ve rapordaki rakamları incelersek neleri görüyoruz.

Ticari Gelirler:

Ticari gelirleri incelediğimizde Fenerbahçe; TOP 20 takım içerisinde 10.ncu sırada yer alıyor. Arsenal, Roma, İnter, Juventus, Tottenham, Hamburg, Marsilya, Stuttgart, Manchester City, ve Newcastle United gibi Top 20 de yer alan takımları geçmiş durumdayız. Real Madrid ve Juventus’un 100 Milyon Euro üzerinde, Barselona ve Milan’ın ise 90 milyon Euro lar civarında ticari gelirleri var. Bu gelir kapsamında bizim üzerimizde yer alan Milan, O.Lyon , Schalke ile aramızda çok az ( 3-4 Milyon Euro ) gelir farkımız var. Ticari gelirlerimiz doğrudan klüp yönetimin başarısı ile doğru orantılı olarak artar veya azalır

Bu konuda yönetimin doğru yolda hızla ilerlediğini memnuniyetle görmekteyiz.

Maç gelirleri:


Maç günü gelirlerini incelediğimizde Fenerbahçe;TOP 20 takım içerisinde 13.ncü sırada yer alıyor.
Mancester City, Stuttgart, O.Marsilya, O. Lyon , Milan, Roma ve Juventus’un üzerinde yer alıyoruz.
İnter ve Schalke aramızda 4-5 milyon Euro dan az bir gelir farkımız var.
Türkiye deki gelir düzeyi dikkate alındığında bu gelirleri sağlamamızın başarı olduğunu değerlendirmemiz gerekir. Üstelik stad kapasitemizi en az %82 doluluk oranı ile doldurmamıza rağmen. Stad kapasitesindeki doluluk oranını % 95 ler seviyesine çıkarttığımızda hem gelirimiz 6-7 Milyon Euro artacak hem de 10. veya 11.nci sıralamaya yükseleceğiz. Stad kapasitemiz ve bilet ücretleri artmadıkça bu kalemden ortalama 30 milyon Euro civarında gelir elde edeceğiz. Real Madrid, Barcelona ve B. Münih’in 100 milyon Euro ların çok üzerinde maç geliri elde ettiğini de hatırlatmak isterim. Maç gelirlerimiz de doğrudan yönetimizin ve takımımızın başarısı ile doğru orantılı olarak artacaktır. Ama stadımızı büyütmedikçe (ki bu şansımızda yok gibi) buradan daha fazla gelir elde edemeyiz.

Yayın gelirleri:

Yayın gelirlerini incelediğimizde,Fenerbahçe ; TOP 20 takım içerisinde sonucu sırada yer alıyor.
Bu gelirimizde neden en sonda yer alıyoruz. Bu gelirimizin % 65 i Uefa CL den gelen yayın gelirimiz.
Üstelik geçen sezon üzerimizde yer alan ve CL den herhangi bir yayın geliri elde etmeyen B.Münih, Juventus, Tottenham, Hamburg, Stuttgart , New Castle United ve Manchester City gibi takımlar var iken bu çok büyük fark nereden geliyor.


Farkın nereden geldiğini araştırınca , her takımın hem Uefa’dan, hem de ulusal lig maçlarını yayını dolayısıyla yayın geliri elde ettiğini görüyoruz. Uefa CL maçlarından gelen yayın gelirleri ; CL ne katılım, yerel ülke yayıncı kuruluşların Uefa’ya ödedikleri yayın hakkı ihale bedelleri ve CL maçlarında alınan başarıya göre değişiyor. Bu konuda söyleyecek fazla lafımız olamaz. Ancak CL nin Türkiye yayın hakkını alan Doğan grubunun diğer ülkere göre daha düşük yayın bedeli ( Yıllık 10 Milyon Euro) ödediklerini görüyoruz. Uefa’nın başarıya dayalı bir yayın geliri ödediği de gerçektir.

Yayın gelirleri açısından esas fark yaratan ise Ulusal lig yayın gelirleri kalemimde yatıyor. Ulusal lig yayın gelirlerini incelediğimiz zaman Fenerbahçe 9,4 milyon Euro ile en az gelir elde ederken sonuncu sırada yer alıyor. En yakın rakibimiz Hamburg ile Schalke bizden 3 kattan fazla, Fransız takımların ise 5 kat fazla, Premier ligte yer alan ancak CL bile katılamayan New Castle United,, Tottenham ve Mancester City gibi İngiliz takımları ise bizden 5 kat fazla ulusal yayın geliri elde ediyor. İtalyan, İspanyol ve diğer İngiliz takımların ulusal lig yayın gelirleri ise bizim yayın gelirlerimizin en az 8-10 katı civarında gerçekleşiyor.

Bizim Ulusal yayın gelirimiz ne kadar?

Türkcell Süper liginin toplam yayın geliri 2006-2007 sezonunda 79,5 milyon Euro (167 milyon TL), 2007-2008 sezonunda ise 84,7 Milyon Euro (178 Milyon TL) olarak gerçekleşmiştir.

Yayıncı kuruluş tarafından yapılan açıklamaya göre; ( Yeni TFF yönetiminin girişimleri sonucunda yapılan artışla birlikte ) bu rakamın bu sezon için 100 milyon Euro ( 210 Milyon TL ) olarak gerçekleşmesini bekliyoruz.

TFF bu gelirin bir kısmını (% 20 sini ) kendi faaliyetleri, milli maç giderleri, diğer liglere destek ve alt yapı için kendinde bırakarak geri kalan kısmını ( % 80 ) belirlediği kriterlere göre Süper Ligteki takımlara dağıtıyor.

Fenerbahçe’nin Geçen sezonki ulusal yayın gelirlerinden payına düşen pay; toplam yayın gelirin %
11 ü; rakam olarak ise 9,4 milyon Euro ( 20 Milyon TL ) civarında gerçekleşmiştir. Bu miktar Fenerbahçe’nin toplam gelirlerinin içinde sadece ve sadece % 9 u dur. 3 yıl evvel toplam 54 milyon Euro gelir elde eden Fenerbahçe ; 11 milyon Euro yayın geliri elde ediyordu. Bu ise toplam gelirimizin % 20 sine tekabül ediyordu.


Avrupa’ya göre çok komik miktarlar da ulusal lig yayın geliri kazanan başka ülke var mıdır? Bunun sorumluları kimdir?

Ulusal lig yayınlarının pazarlama hakkını Ulusoy döneminde tüm klüpler mecburen TFF ye vermiş durumdadır. Bu yetkiyi vermez isen TFF seni lige kabul etmiyor zaten. TFF en ciddi yayın ihalesini 2004 yılında Ulusoy döneminde yapmış. Ulusoy 2007 de bu yayın ihalesini çok cüzi bir artışla klüplerin onayını bile almadan 2010 yılına uzatmıştır.

Yayın gelirleri ile Süper Ligin pazarlamasında son zamanlarda ciddi çalışmalar yapıldığı gibi taraflar arasında ciddi mücadeleler hatta savaş boyutuna uzanan gelişmeler yaşanıyor.

Sonuç olarak:

Avrupa da güç olarak, ekonomik olarak ve takım olarak belirli yere gelen Fenerbahçe’nin önünü kesen gelişmeler (transfer, takımla ilglili başarızlıklar ve hatalar değerlendirme haricidir. ) sadece ve sadece Türkiye kaynaklı gelişmelerdir.


Yabancı oyuncu kısıtlamasını kendi takımları aleyhine uygulayan tek federasyon TFF dir.
Avrupa ülkelerine göre maç yayınlarını en düşük fiyata Pazarlayan ve en az yayın hakkı ödeyen de TFF dir. Alman takımları bizden 3-4 kat, Fransız takımları 5 kat, İngiliz takımları ise 6-7 kat daha fazla yayın geliri kazanıyor .

Daha somut olarak anlatmak istersek; CL yayın Pazarlamasını Uefa yapıyor. Uefa; Ülkemizin CL ne tek takımla katıldığımız yıllarda 6 maç yayını için en az 15,4 Milyon Euro, 2 takımla katıldığımız dönemlerde ise 12 maç için en az 21 milyon Euro yayın geliri ödüyor. Ancak süper ligin yayın hakkını Pazarlayan TFF ise, Fenerbahçe ye 1 sezon daki tüm maçları için ( 34 maçı için ) 9,4 Milyon Euro ödüyor. Ama Fransız ve Alman federasyonu ise her takıma ortalama 34 maç için 30-50 Milyon Euro arasında yayın geliri ödedikleri de bir gerçektir. İngiliz, İspanyol ve İtalyan liglerinin yayın gelirlerini ise söylememe bile gerek yok.

[B]Fenerbahçe süper lig deki maç yayın Pazarlama haklarından en az Alman veya Fransız takımlar kadar (30 milyon Euro ve daha fazlası ) yayın geliri sağlaması gerekirken bu rakamın 3 de birinden az bir rakam kazanması kabul edilemezdir.[/b]

Bu garabet yayın sözleşmeleri kimin zamanında yapıldığını ve kimin zamanında uzatıldığını söylemek bile istemiyorum. Her kötülüğün altında malum kişi Ulusoy var.

Aziz Yıldırım’ın hem Klüpler Birliği Vakfı hem de Fenerbahçe Spor Klübü Başkanı olarak yeni TFF ile koordineli olarak bu konuda ciddi çalışmaları var. Yayıncı kuruluşun hem klübümüze hem de başkanımza karşı tavırlarını bu çalışmalar etkilimiyor mu acaba?

Son zamanlarda hem Aziz Yıldırım’a hem de TFF yönelik saldırıların nedeni sadece maç sonuçları ve hakem hataları değildir. Konuyu bir de bu yönden değerlendirmekte fayda vardır.

Bu yıl sonunda Süper Lig maçların yayın ihalesi yapılacak. Hakkımızı almak için sonuna kadar mücadele etmemiz gerekmektedir.


Devamı...>>

Buradamıydınız?

Gönderen LacivertSari | 16:14 | , , | 0 yorum »

Özgüven eksikliği yaşayan takımlar için en güzel maçlardan birini yaşadık. Farklı galibiyetler özgüveni sağlar ve maçlarda daha rahat olmalarını sağlar. Ancak sorunumuz şurada, bir iyi, bir kötü olmaz. İstikrar yakalamak lazım.

Maçtaki en önemli olgu takımın mücadele seviyesini biraz üste çıkarınca nasıl sonuç alındığının görülmesi oldu. Skora bağlı konuşmuyorum zira maç skoru kadar abartılacak bir oyun oynadığımıza inanmıyorum. Rakibin güçsüzlüğü, hataları ard arda gelince maçın hemen başında skor yakalandı ve arkası geldi.

Emre'nin yükselişi devam ediyor. Yine çok iyi oynadı. Özellikle ligin ikinci yarısında birkaç kötü maç geçirsede hep takımın en çok mücadele eden oyuncusu olarak dikkat çekiyor. Ama bugün böyle değildi zira Deniz Barış bana göre maça damgasını vurdu. Orta sahada muhteşem oynadı. Hem kesti, hem topu ileriye mükemmel aktardı.

Ali Bilgin iş ahlakının ve ciddiyetin ne olduğunu bize gösterdi. Tamam çok birşey yapmadı ama hem mücadele anlamında, hem maç eksiği olmasına rağmen takım oyununa gösterdiği uyum çok iyiydi. Tebriklerimi iletiyorum.

Bu takım eğer bu oyun stili ile oynayacaksa forveti Semih Şentürk'tür diye daha önce yazılarımda belirtmiştim. Takımı öne taşıyor. Guiza stil olarak araya oynanan toplarda etkili. Ancak Semih hem topu alıyor, hem duvar oluyor, hem de topu yerine göre topu kanatlara taşıyarak oyuna mükemmel genişlik kazandırmak sureti ile rakibin dengesini bozuyor. Ben hala bu takımın Semih-Guiza ikilisi ile oynaması hakkında görüşümü belirtiyorum ama 7-0 lık skoru yakalama anında bile oyun tarzından taviz vermeyen Aragones'in bunu uygulayacağını pek düşünmüyorum.

Semih oynayınca Alex çok farklı oluyor. Uyumları ve birlikte oynamaya ne kadar alışkın oldukları çok belli. Kaptan bugün mükemmel oynadı. Süpersin kaptan.

İkinci yarı Deivid yerine oyuna Kazım girdi ve ben şahsım adına sahada bulunduğu süre zarfında yaptıklarından utanıyorum. Skor zaten bilmem kaç sıfır olmuş, sen ayaklarınla hareket yapıyorsun, topuklar, rakiple inatlaşmalar, küfürler, birine parmak hareketleri vs.. Efendi, burası Fenerbahçe Spor Klübü. Burada durduğun süre zarfında buraya yakışır şekilde davranacaksın. Bu kaçıncı Kazım efendi ? Kaçıncı terbiyesizlik. Aklını başına topla kardeşim. Yoksa gider Coca-Cola liginde bilmem ne United takımında oynarsın bu kafayla. Emin adımlar ile oralara doğru ilerliyorsun. Gidişin gidiş değil.

Eeee, kaç maçtır neredesiniz beyler. Madem bunları yapabiliyorsunuz mücadele anlamında, nerelerdeydiniz. Hani bir söz söylenir yeri geldiğinde. Tam yeri diye düşünüyorum,

Oooo, burada mıydınız ?


Devamı...>>

Bayanlar Basketbol Liginde bu sene oldukça iddialı bir kadro kuran ve ligi rahatça alıp götürmeyi düşünen Galatasaray sezon boyunca bir türlü istediği sonuçları alamıyor ve zirve iddiasından uzaklaşıyordu.

Tabi onların mantığında bu işin çözümü kolaydı. Rakipleri karıştırmak.

Bir kaç deneme yaptıktan ve başarılı olamadıktan sonra sıra ligin en güçlüsüne gelmişti.Şimdi Fenerbahçe karıştırılmalıydı.


Zirvedekini çalışarak geçmektense aşağı çekerek geçmeye çalışan Galatsaray yönetimi sezon ortasında Fenerbahçe antrenörü Zafer Kalaycıoğlu’nu ayartmış ve Fenerbahçe’yi karıştırmayı amaçlamıştı.

Böyle bir durumda yaklaşık 10 senedir kulübümüzde görev yapan, yıllarca bu kulübün ekmeğini yiyen Zafer Kalaycıoğlu olaylara çanak tutmuş ve herkesçe bilinen rengini tamamen açık etmişti. Fenerbahçe ile sözleşmesi devam ettiği halde Galatasaray ile görüşmeler yapan,sözleşmesini fesh etmek için alacaklarını bahane edip kulübe ihtarname çeken,federasyondan tokat gibi bir cevap alarak sözleşmesi fesh edilmeyen Zafer Kalaycıoğlu maalesef bir lig maçında Galatasaray benchinin arkasında oturarak takıma taktikler vermiş,aldığı tepkiler üzerine Galatasaray’ın bir Avrupa kupası maçında da telefonla taktikler vermişti.

Tabi ki bir de hesaplaşması olacaktı bu işin. Fenerbahçe haklı olarak idari yönden zaten alacaklarının peşinde olacaktır.2009-02-14_bas5 Bir de sahada gereken cevap verilmeliydi.

Vakit 14 Şubat Sevgililer Gününde denk geldi. Maça hızlı başlayan Galatasaray olsa da sonrasında Nicole Powell ile başlayan, Matee Ajavon,Tammy Sutton Brown,Nevriye Yılmaz ve diğerleriyle devam eden Fenerbahçe fırtınası sahada rakip diye birşey bırakmıyor,resmen ezip geçiyordu. Fenerbahçe aslında sahada sadece Galatasaray’ın sporcularını değil Galatasaray yönetimini ve Zafer Kalaycıoğlu’nu da yeniyordu.Daha önce GS maçlarında taktikler veren Zafer Kalaycıoğlu Caferağa’da ortalarda gözükmüyrodu.Ayrıca telefon irtibatı da gözükmüyordu.Belki de ekonomik kriz yüzünden ve Fenerbahçe’den paralarını alamadığı!!! için kontör sorunu yaşıyordu Zafer Hoca…!!! 82-55 ‘lik skor herkese gereken cevabı verdi. Birde NBA All-Star organizasyonu nedeniyle sahada olmayan dünyaca ünlü yıldızımız Katie Smith de olsaydı… Varın siz düşünün gerisini…

Tebrikler Kraliçeler. Herkese ders vermeyi iyi biliyorsunuz…




Devamı...>>


Euroleague Top 16’ya kalma başarısını gösteren Fenerbahçe Ülker,bu turda zorlu bir gruba düşmüş ve çokta kötü bir fikstür çekmişti.Kendi sahasındaki ilk maçında kupanın favarosi CSKA’ya yenilen Fenerbahçe Ülker, sonraki maçında deplasmanda İtalyan temsilcisi Siena’ya da yenilmekten kurtulamamıştı.

Herşeyin bitebileceği bir anda bu hafta Cİbona Zagreb depasmanından hayati bir galibiyet ile döndü Fenerbahçe Ülker. Bence Fenerbahçe Ülker için ilk sekize çıkma mücadelesi bu maçla beraber başladı. Şimdi grupta arka arkaya iki kez kendi sahamızda maça çıkacağız. İki tane final maçı yani.İlk maç yine Cibona Zagreb ile olacak.Deplasmanda yendiğimiz Hırvatları İstanbul’da da yenersek onları saf dışı bırakacağız.Onların da son şansı olması bakımından bu maçın oldukça zorlu geçeceği şimdiden belli.Biz Cibona ile karşılaşırken CSKA da Siean’yı konuk edecek. İtalya’da ki maçı kazanmayı başaran Siena deplasmanda galip gelemeyecektir bence.Böylelikle Top 16, 5. haftasına H rubunda CSKA 3 galibiyetle lider,Siena ve Fenerbahçe Ülker 2’şer glibiyetle ikinci ve üçüncü,Cibona da tek galibiyetle dördüncü olarak girecek.794.

Yani bu durumda Fenerbahçe Ülker gruptan çıkma mücadelesinde kendi sahasında Siena ile hayati bir maça çıkacak. İlk maçta son periyoda farklı sonucla geride girdiğimiz maçtan 8 sayı farkla mağlup ayrılmıştık.Siena’yı geçebilmek için burada en az 9 sayı fark yapmamız lazım. Belkide deplasmanda son periyotta farkı kapatmamız turun anahtarı olacak… Alınacak 9 sayı farklı galibiyetle Fenerbahçe Ülker geçen seneki gibi Euroleague’de çeyrek finale yükselme başarısı gösterecek.

Bu iki kritik final haftasında biz Fenerbahçe taraftarına büyük iş düşecek tabiki. Abdi İpekçi Spor Salonu bu iki ahfta da belki de tarihi günlerini yaşayacak.İnanıyorum ki Büyük Fenerbahçe Taraftarı kendisine düşeni fazlasıyla yapacak ve takımlarını bu hayati maçlarda yalnız bırakmayacaktır. Yönetimimiz de mutlaka bir takım düzenlemeler yapacaktır bu maçlar için.

Takımımıza şimdiden başarılar diliyorum.Bu maçlarda takımımızı yalnız bırakmamamız gerektiğini bir kez daha hatırlatıyorum. Hep beraber el ele Çeyrek Finale yükselelim.


Devamı...>>

 

Maçtan önce bir ton analiz yapılır, istatistiklere bakılır, geçen maçlarda ortaya konulan oyun karakterine bakılır ve ona göre tahmin yazarız. İşte Cibona takımının en etkili yeri şurası , Fenerbahçe takımının etkili bölgesi burası vs. diye karşılaştırmalar yaparız. Ama sahaya çıktığınız anda o yazılanların hepsi biter ve gerçekler başlar. Cibona takımının üç kısası çok etkileyici şut performansına sahip isimlerdir ama o gün tutukluk yapabilirler. Tıpkı dün olduğu gibi. Fenerbahçe takımının genel ortalamasına baktığınızda çok fazla 3 sayılık atış deneyen bir takım olduğunu görürsünüz ve yüzdeli atarsa çok rahatlar diye düşünürsünüz ama , o takım kalkar o gün kendi ortalamasının çok altında 3 sayılık atış dener. Tıpkı dün akşam olduğu gibi.


794 Çok basit iki istatistik vereceğim , Fenerbahçe Euroleague genelinde maç başına 24,3 üç sayılık atış deneyen bir takım. Ancak Top 16 başladığından beri bu ortalama (Top 16 ortalaması yani) 16'ya düşmüş durumda. Buradaki en büyük faktör Gricek'in takıma dönmesiyle , takımın dış şuttan ziyade penetrelerle sonuca gitmesini sağlayan bir sisteme geçmiş olması. Hemen diğer çarpıcı istatistiksel bilgiyi de Cibona Zagreb için verelim . Dün akşam Cibona takımı 2/12 gibi rezalet bir üç sayı yüzdesi ile oynadı, hani normal şartlarda herhangi bir Hırvat takımından bile beklenmeyecek kadar kötü bir yüzde.
Aslında tüm bunların sebebi, bu maçın izleyenleri de oynayanları da uyutan bir tempoda oynanması oldu. Deplasman takımı olarak Fenerbahçe'nin doğru yaptığı birşeydi bu. Zira hızlı hücumlar olmayınca Cibona takımı Fenerbahçe Ülker savunmasını dengesiz yakalama fırsatı bulamadı, Tanjevic'in son derece mantıklı bir seçimle Prkacine'e yardım getirtmemesi sayesinde de Cibona takımı o alıştığı boş 3 sayı fırsatlarını yakalayamadı. Zaten bir ara Cibona takımının seti topu Prkacin'e ver, arkasına Semih'i alıp potaya yüklensinden ibaretti. İşte tam bu noktada Perasovic'in bir çok yorumcuya göre intihar olan alan savunmasına geçişi Cibona'yı bitirdi. Bana göre ise, Perasovic sürekli edilen penetrelerden dolayı uzunların faul problemine girmesine çözüm bulmak için denedi bu savunmaya , hedefi içeri inen topları kesmek ve Fenerbahçe'yi dengesiz dış şutlara yöneltmekti. Zira alan savunmasına geçtiği sırada takımın üç pivotundan iki tanesi 4 faulde, Prkacin'de 3 fauldeydi. Ancak Perasovic'in gözden kaçırdığı nokta esasen bu uzunların faul problemine girmesine neden olan penetrelerin ön alanda savunma yapan Calloway ve Anderson ikilisinin bu savunmayı yeterince iyi yapamamasıydı. Fenerbahçe Ülker bu duruma topu içeri indirerek yanıt verdi , özellikle alçak postta uzunların birbirleri ile olan pas trafiği Cibona'yı bitiren unsur oldu, üstüne bir de Mirsad'ın şanslı 3 sayılık basketi binince Fenerbahçe Ülker fişi çekmiş oldu.
Genel olarak her iki takımın da, iyi savunma yaptığı ama bu iyi savunmaya karşılık buldukları hücum fırsatlarını hoyratça harcadıkları bir mücadele oldu. Bu galibiyet Fenerbahçe Ülker için hayat öpücüğü olurken Cibona takımını biraz daha ateşe attı. Ama bu galibiyete en çok üzülen takım Siena oldu sanırım, zira Fenerbahçe'nin alacağı mağlubiyet devreden çıkmasını sağlayacaktı , şimdi işler değişti ve Siena kara kara düşünmeye başladı , zira önlerinde Moskova ve İstanbul gibi çok kritik iki deplasman var.

 

Share this post :


Devamı...>>
EkleBunu Sosyal paylaşım Butonu